Trakya bölgesindeki il ve ilçeleri ziyaret ederek halkın nabzını ölçmeye çalıştım. Türkiye'nin Batı'daki uç noktasından Ankara'nın nasıl okunduğunu anlamaya çalıştım.

Seçimler yaklaştıkça, saha da hareketleniyor. Siyasetçiler meydana inmeye başladı. DEVA Partisi, seçim çalışmalarının ilk provası olarak Trakya'yı seçmiş. Neden Trakya? diye sorgulamadım.

DEVA Partisi Genel Başkan yardımcıları, parti kurucuları ve GMYK üyelerinden oluşan 13 kişilik heyet, gruplar halinde sahanın her bir köşesinde halkın ayağına gitti, sorunlarını dinledi, partilerinin çözüm önerilerini anlatmaya çalıştı.

Tekirdağ İl Başkanı Sayın Hasan Berk Çebi'nin misafiri oldum. 10 yaşındaki kızının adı her ne kadar Deva olsa da Sayın Çebi, ilk kez siyasete girenlerden biri.

Eski siyasetçi olmayınca, sohbet daha samimi, daha gerçekçi, daha elverişli, daha isabetli oldu diye düşünüyorum. Birçok siyasetçiyle sohbetimin tadı bir başkadır ancak ilk kez siyasete atılınca pür dikkat dinledim. Medya eleştirileri noktasında üzerime düşeni de aldım. Bu güzel sohbetin her fırsatta yenilenmesini temenni ediyorum.

Genel Merkez'den misafirleri gelince ev sahibi il teşkilatının yapması gerekenleri fazlasıyla ve içtenlikle yerine getirdiklerine şahit oldum. Yönetimde yer alan gençler de ilk kez siyasete giren gençlerdi. O kadar güzel organizeli ve uyumlu çalışıyorlardı ki, herkes her işi kendisine görev olarak görüyor, bir başkasının yapmasını beklemeden elinden geleni yapıyordu. Oğuz, Ümit, Ayberk ve diğer gençlere de teşekkür etmek gerekir. Hülya Hanım, Vildan Hanım ve Gül Hanım ise o yoğun tempoda yüzlerinden tebessümü hiç eksik etmediler, sağolsunlar.

DEVA Partisi'nin bu prova çalışmasının neticelerini önümüzdeki günlerde izleyip göreceğiz.

HALKIN NABZI HIZLI ATIYOR

Ekonomik sıkıntıyla boğuşan esnaf, alışverişini cebine göre sınırlayan vatandaş, yarınlarını düşünen gençler şimdiden siyaseti konuşmaya başlamış.

Herkesin her şeyden haberi var. Gündemi çok iyi takip edip, kendi görüşleri doğrultusunda siyasi tartışmalara giriyorlar. Partisi ne olursa olsun, hepsinin partisini savunacak bir söylemi, ülkenin geleceğine yönelik bir hayali var. 

Sahadaki halk, Ankara'daki siyasetçilerden daha sabırsız. Nabızları öyle hızlı atıyor ki, bir an önce sandığı önümüze getirin dercesine.

GÜNDEM ALTILI MASA

Tekirdağ'da bir ev hanımı, yaşlı bir amca, zamanını kahvehanelerde geçiren emekli dayı, üniversiteye gidemediği için garsonluk yapan genç, üniversiteye başlamadan önce harçlığını çıkarmaya çalışan öğrenci, güneşte arabasının içinde müşteri bekleyen taksici... Her birinin gündeminde siyaset var. 

Herkesin bir veya birden çok beklentisi var siyasilerden. Kimi iktidar partisi seçimlerde oy almak için atacağı adımları bekliyor, kimi seçimden sonra gelecek iktidarın yeni bir şeyler yapmasını bekliyor.

Sohbet ettiğim her kesin favori bir Cumhurbaşkanı adayı oluşmuş bile. "Benim adayım" diye başlıyorlar sözlerine.

"Eğer Altılı Masa, falancayı aday gösterirse oyumu veririm, filancayı gösterirse vermem" söylemleri, siyasetteki sağcı/solcu, muhafazakar/liberal, sosyal demokrat/koyu milliyetçi şeklindeki ayrışmalar yerini adaylara bırakmış durumda.

SÜRPRİZ İSİM BEKLENİYOR

Vatandaşlar, Kemal Kılıçdaroğlu, Ali Babacan, Abdullah Gül, Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu, Hulusi Akar gibi isimlerin Erdoğan karşısında alacağı oyları bile hesaplamış.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun aday olması halinde seçimi kaybedeceği, hemen herkes tarafından dile getiriliyor. 

Ali Babacan'ın ismine kimse itiraz etmiyor. "Altılı Masa'da aday olabilecek tek Genel Başkan" tanımı yapan vatandaşlar, masanın dağılabileceği ihtimalini de düşünmüyor değil.

Partili Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan'ın denendiğini belirten vatandaşlar, aynı partili Abdullah Gül'ün olması halinde "değişecek hiçbir şeyin olmayacağını" dile getiriyorlar.

Hiç tanımadıkları, görmedikleri, duymadıkları Mansur Yavaş'ın ismini zikreden vatandaşların sayısı az değil. Ankara'ya gelmişlikleri olsa, buradaki belediyecilik hizmetlerini bilmiş olsalar neyse ne de, sadece ismini bilmelerine rağmen "olabilir" diyebiliyorlar.

Ekrem İmamoğlu hakkında "o treni kaçırdı" şeklinde ifadelerinin arkası boş değil. Medyadan takip ettikleri kadarıyla "ondan Cumhurbaşkanı olmaz" demeye başlamışlar.

Hulusi Akar'ın muhtemel Cumhurbaşkanlığı adaylığını ise "Erdoğan O'nu aday yaparak, muhalefetin oylarını bölmeye çalışır" şeklindeki yorumları da yenilir yutulur türden değildi.  

Vatandaşların büyük çoğunluğunun gönlünden geçen bir cumhurbaşkanı adayı olmasına rağmen Erdoğan'ın karşısına Altılı Masa tarafından sürpriz bir isim çıkarılma ihtimalinin yüksek olduğunu dile getiriyor.

PARTİYE DEĞİL ADAYA OY VERECEKLER

Herhangi bir partiye üye olmayan, sadece seçimlerde oyunu kullanan vatandaşlar, seçimde oylarını partilere göre değil, Cumhurbaşkanı adayına göre kullanacaklarını söylüyor.

Partilerin çalışmaları hakkında en küçük bir fikirleri bulunmayan vatandaşlar, her partiyi birbiriyle aynı olarak görüyor; farklı olan tek şey ise liderlerin ne konuştuğu.

Partililer sahada ne anlatırsa anlatsın, ne konuşursa konuşsun, Genel Başkanların konuşması kadar etkili olmuyor. Genel Başkanların söylemleri, sahada yankı buluyor, oyların yönünü tayin ediyor.

DİĞER PARTİLERİN ESAMESİ YOK

Sahada konuşulan, hakkında fikir yürütülen sadece iktidar, ortakları ve Altılı Masa'da yer alan partilerden 5'i.  

"O kadar çok parti var ki, önüne her gelen parti kurdu. ülkenin partiye değil lidere ihtiyacı var"  diyenlerin sayısı her 10 kişiden 9'u. 

Her partiyi diğer bir partiyle aynı kefeye koyup hepsini "siyasetçi" tanımıyla dile getirmeleri, siyasete olan güvenin halen diplerde olduğunun bir göstergesidir.

Siyasi Etik Yasası konusuna başka bir yazımda değineceğim ancak birileri bu millete her siyasetçinin hırsız, yalancı, dolandırıcı, kirli işlere bulaşmış olmadığını anlatması lazım. Siyasilerin kendi yaşamlarından ödün vererek, yaşam alanlarını kısıtlayarak, kendi çocuklarının rızkından keserek bu millet için gece gündüz çalıştığını, ömrünü ailesine değil ülkesine adadığını somut bir şekilde ortaya koymalıdır, milleti ikna etmelidir.