Tarım; toprağı kullanarak bitkisel ve hayvansal üretim yapma sanatıdır. Buna topraksız tarım ve laboratuvar çalışmalarını da ekleyerek bu sanatı güçlendirebiliriz.  Tarımda, yüksek verim ve kaliteye ulaşabilmek için sadece bilim yetmez, bilimle beraber ciddi bir tecrübeye de ihtiyaç vardır.

Tarım asla basite alınacak bir meslek dalı değildir! Günümüzde bilim ve tecrübeden uzak geleneksel anlayışla yetiştiricilik yapan toplumlar, maalesef bu sahada sınıfta kalmış, başka toplumlara el avuç açmak zorunda kalmışlardır.
Tarımda bilim ve tecrübe kolay elde edilebilir bir iş değildir. Ciddi emek ve masraf ister. Özellikle çiftçilerin yetiştirilmesi bilgi ve tecrübe sahibi olmaları için uzun yıllara ihtiyaç vardır. İleri ülkelerdeki modern tarım tarihine bakıldığı zaman ortalama 150 yıllık bir geçmiş ve bir o kadar da tecrübe varlığı mevcuttur. Dünya savaşlarında bu durum kesintiye uğrasa da bu sahada kısa sürede toparlanmışlardır.
Türkiye’nin modern tarım tarihi cumhuriyetle beraber başlar.  Ülkemiz, cumhuriyetin kurulmasıyla çoğunluğu kadın, yaşlı ve çocuklardan oluşan yaklaşık 11 milyon nüfusa sahipti. Uzun yıllar savaşlarda yorgun ve bitap düşmüş bir insan yapısı, köylerinin büyük bir kısmı yıkılmış, yakılmış, tarımsal altyapı tamamen çökmüş ve bu sahadaki bilim ve tecrübe yok olma noktasına gelmiş bir Anadolu gerçeği vardı. Bu hazin durum, cumhuriyeti kuranları, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarını çok düşündürmüştü. 
Anadolu insanına tarımı öğretmek ve tecrübe sahibi yapmak gerekiyordu. Bunun için Atatürk, 1937 yılında ölümünden bir yıl önce tavuklarına kadar sayıp devlete bağışlayacağı Ankara Gazi Orman Çiftliğini, Mersin Silifke Tekir ve Şövalye Çiftliklerini, Yalova Millet ve Baltacı Çiftliklerini, Hatay Dörtyol’da Portakal Bahçesi ve Karabasamak Çiftliklerini ve Mersin Tarsus’ta Piloğlu çiftliğini bizzat kendi parasıyla satın alarak Türk çiftçisinin hizmetine sunmuştur. 
Modern tarımın temeli bu çiftliklerde atılmıştır. Yurt içinden ve yurtdışından çağrılan tarım ve hayvancılık uzmanları tarafından yapılan örnek çalışmalar halka gösterilmiştir. Bu çiftliklerden sonra Devlet Üretme çiftlikleri kuruldu. Aynı görevi bu işletmeler de uzun yıllar devam ettirdi. Eş zamanlı olarak, üniversiteler, diğer tarım kuruluşları ve sivil toplum örgütleri de bu hizmet yarışına katıldılar. Sonuç olarak 1980 ve 1990’lı yıllara gelindiğinde; Türkiye, tarımsal üretimde bölgesinde büyük bir güç olarak ortaya çıktı ve dünyada kendine yeten az sayıdaki ülkelerin içinde yerini aldı. Ülke çiftçisi, ciddi bir tecrübe birikimi kazanmıştı. Büyük işletmelerde geleneksel tarımdan vazgeçilmiş makineleşme ile beraber modern tarımda büyük mesafeler katedilmişti. Bu durum ciddi bir cumhuriyet kazanımıydı. 
Bu kazanımı devam ettirmek gerekiyordu. Ancak mevcut durumu baltalayan bazı olaylar zuhur etmeye başladı. 1950’li yıllardan itibaren başlayan ve 1980 li yıllarda terörle birlikte hızlanan köyden şehre göç, köylerdeki toprakların boş kalmasına sebep olmuştur. Bu duruma “24 Ocak Kararları”, sonraki yıllarda IMF’ye verilen tavizler, AKP hükümetlerinin devam ettirdiği Neoliberalist politikalar ve ekonomideki kötü gidişat işin vahametini daha da artırmıştır.
Yılların biriktirdiği hatalı tarım politikaları, üretimi terk etmeye meyilli bir çiftçi yapısını ortaya çıkarmıştır. Mevcut durum, gıda güvenliğimizi tehlikeye sokacak noktaya gelmiştir. Üretimden çıkan ve şehre yerleşen bir çiftçiyi geri döndürmek imkansızdır. Üretimi terk edip, şehre göç eden çiftçi sadece üretimde noksanlığı beraberinde götürmüyor, Cumhuriyetin tarımdaki 99 yıllık tecrübe ve birikimini de beraberinde götürüp yok etmiş oluyor.
Sonuç olarak, 
Dünya, “Paranız olsa da” tarımsal ürün alınamayacak noktaya doğru hızla gidiyor. Yetkililer bugünden itibaren ciddi tedbirler almalıdırlar. Yoksa yarınlar geç olabilir…