Bilindiği üzere, kamuoyunda “Sansür yasası” olarak telaffuz edilen Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 18.10.2022 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Yasa, toplumda neden “sansür yasası” olarak adlandırıldı, öncelikle bu soruya cevap verelim. Yasanın sansüre ilişkin olduğu değerlendirilen ve en çok tartışılan maddesi 29. Madde idi. 

Söz konusu madde  Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve  dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.” İbarelerinin Türk Ceza Kanunu 217 nci maddesinden sonra gelmek üzere eklenmesini düzenledi.

Yasa metni muğlak olmakla birlikte uygulamada çok ciddi sorunlar yaratacağını söylemek asla yanlış olmayacaktır. Zira, kanun metninde eylemin suç olarak tanımlanması için aranan saik, halkta endişe, korku ve panik yaratma gayesi ile hareket edilmesi olgusu olarak kabul edilmiş. Peki, gerçek, kanıtlı bir olay haber yapılsa ve bu haber halkta doğal bir endişe yaratsa, haberi yapan ve yayanlar kanun kapsamında suç işlemiş kabul edilecekler mi?

Hatırlayınız, “dolar yakında 10.000 TL olacak” diyen çok sayıda kişi hakkında, ekonomiyi kötüledikleri iddiası ile dava açıldı. Gelin görün ki dava açılıp yargılama başladığında, dolar bırakınız 10.000 TL’yi daha üst rakamlara çıkmıştı. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi, herhangi bir ekonomist “Ülke iflas etti”, “Dolar 30.000 TL” olacak şeklinde ekonomik öngörülerini paylaşsa, bu öngörünün/değerlendirmenin mesleki bilginin paylaşımı olarak mı ya da halkta endişe, korku ve panik yaratma gayesi ile mi yapıldığının ayırımı, neye göre, kim tarafından, hangi somut dayanakla yapılacak?

Kanun metninde “gerçeğe aykırı bilgi” ifadeleri ile, suça konu yayma faaliyetinin öznesi olan haberin, gerçeğe aykırı olması koşulu getirilmiş. Ancak tam olarak gerçek nedir? “Gerçek” kime göre ve nasıl belirlenmektedir? En basitinden, TUİK tarafından açıklanan enflasyon rakamları gerçek midir? Etkin bir basın organı, enflasyon %150 şeklinde haber yapsa ve bizler haberin yayılmasını sağlasak, kanun kapsamında haberi yapan ve yayan binlerce insan suç işlemiş kabul edilecek mi? Hepsi hakkında dava açılacak mı? Enflasyon %150 haberi “gerçeğe aykırı bilgi” kabul edilecek mi? Bu sorulara verilecek yanıtların dahi, söz konusu kanunun, bir sorunu çözmek değil,  sorunların üzerini örtmek, bilinmesini, tepki gösterilmesini engellemek gayesine hizmet ettiğini sanıyorum gözler önüne seriyor.

Diğer taraftan, böylesi bir müdahale, halkın haber alma özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğurmayacak mı?  Unutulmamalıdır ki; halkın haber alma özgürlüğü, Anayasanın 26. Maddesi ile korunan, en temel Anayasal haklardandır. Anayasanın 26. maddesinin 1. Fıkrası, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” İfadeleri ile bu özgürlüğü, gayet açık ve tartışmaya kapalı bir biçimde tanımlamıştır.

Kanunlar, değişen dünya düzeni ve toplumsal ihtiyaçlar çerçevesinde gelişir, değişir. Hukuk dinamik bir alandır. Ancak, ülke tam seçim sathı mahalline girmiş iken, böylesi bir ihtiyacı işaret eden hiçbir olgu da mevcut değilken, meclis açılır açılmaz ilk görüşülüp kabul edilen yasanın, sansür yasası olması, yasanın lafzından ziyade başka bir gayeye hizmet etmek amacı ile getirildiği yolundaki endişeleri, haklı çıkarmaktadır. Hali hazırda, acil yasal düzenleme ihtiyacında olduğumuz pek çok konu bir kenara bırakılıp, sansür yasasının uygulamaya konulması, “gerçek” sorunlarımızın meclis gündeminde olmadığını da kanıtlamaktadır.

Yasanın uygulanması halinde ortaya çıkacak karmaşaya sadece küçük birkaç örnek verdik. Buna ilave olarak, yasa ile yaratılan kaosun bir de platform sağlayıcılar yönü var. Bu kısmın, bir miktar gözden kaçtığı kanaatindeyim. Kanunun 34. Maddesinde, sosyal ağ sağlayıcılarının (Twiteer, instagram, tiktok vb)  çocukların cinsel istismarı, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk  suçlarına konu internet içeriklerini oluşturan veya yayan faillere ulaşmak için gerekli olan bilgiler soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında yargılamanın yürütüldüğü mahkeme tarafından talep edilmesi üzerine ilgili sosyal ağ sağlayıcının Türkiye’deki temsilcisi tarafından adli mercilere verilmesi zorunluluğu getirmiş.

Facebook, Twitter Google başta olmak üzere tüm sosyal medya platformları kanunun getirdiği yükümlülüklere uymak zorundalar. Örneğin, kurum tarafından istenilen bilgileri paylaşmadıkları veya içeriğin kaldırılması talebini yerine getirmedikleri takdirde, yıllık uluslararası cirolarının yüzde 3’ü oranında para cezası, reklam yasakları ve hatta platforma erişimi fiili olarak olanaksız hale getirecek ‘bant daraltma’ önlemleri ile karşı karşıya kalabilecekler.

Sosyal medya platformlarının kanunun uygulanması aşamasında nasıl hareket edecekler henüz bilinmemekle beraber, kanunun görüşüldüğü süreçte, fazlaca müdahaleci buldukları yolundaki değerlendirmeleri kamuoyuna yansımış idi. 

Esasen kanunun, haber alma ve ifade özgürlüğü noktasında ağır bir müdahale içerdiği kanaatindeyim. Bu nevi kanunlar, ülkemizi hukuk endeksinde her geçen gün geriye düşürmekten başka bir sonuca hizmet etmeyecektir.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yıllık olarak hazırlanıp yayınlanan ve İlki Ekim 2002'de yayımlanan Dünya Basın Özgürlüğü endeksinde Türkiye 33.50 puanla ve 99. Sırada idi. Takip eden yıllarda Avrupa Birliği Uyum süreci döneminde bu sıraları korumuş ancak demokratik hukuk devleti ülküsünden vazgeçmesi ile birlikte endekste her geçen gün aşağı sıralara düşmeye başlamıştır. 

180 ülke arasından ve 0 ila 100 puan arası puanlamalarla yapılan endekste, Türkiye 2016 yılında 151, 2017’de 155, 2018 ve 2019’da 157, 2020’de  154. 2021 153.ve 2022 149. Sırada yer aldı.

Basın Özgürlüğü endeksi raporu, Dünya Bankası'nın bir ülkenin hukukun üstünlüğüne saygısını değerlendirmek, ülkelerin ne denli demokratik olduğunu ölçümlemek ve bu kapsamda da yatırımlara uygunluğunu belirleyen araçlardan biridir.

Hukuk ve demokrasi endekslerinde yaşanan her geri gidiş, ülkenin toplumsal refah ve huzurundaki geriye gidişi ve bunların kaçınılmaz sonucu olarak ekonomik kötüye gidişi parametreleri ile gözler önüne sermektedir. Bu gerçeklere gözü kulağı kapatmak, telaffuzunu yasaklamak “gerçeği” değiştirmeyecektir. Acil ihtiyacımız olan sansür yasaları değil, hiç vakit kaybetmeksizin, daha demokratik, daha adil, daha yaşanır bir ülke inşa etmektir.

Hangi yasal düzenlemeler yapılırsa yapılsın, gerçeklerin gizli kal(a)mamak ve istenmese dahi yayılmak gibi kötü bir özelliği olduğunu yasa koyuculara hatırlatmak isterim.