‘The Peter Principle’ adıyla anılan ilke/kuram/teori var. 

Kanadalı/Amerikalı eğitim bilimci 
Dr. Laurence J. PETER ve eğitimci arkadaşı Raymond HULL tarafından 1968 yılında yazılan kitapta müthiş neşeli ve zevkle okunan bir dille ifade ettikleri kuramın adı, ‘Peter İlkesi.’

Kısaca diyorlar ki; 
“ İnsanlar eğer gerekli şekilde kendilerini geliştirmez, eğitim almaz ve vizyonlarını genişletmezlerse bir gün gelir tökezlerler.”

“Kariyerlerinde gerekli olan donanımı kazanmaya çalışmazlarsa, kariyer merdivenlerini birer birer çıksalar dahi bir gün yetersiz hale gelecekleri bir mevkiye ulaşırlar.”

“Çünkü her yükseldikleri ya da atandıkları mevkinin kendine has gereklilikleri vardır ve bu gereklilikleri yerine getirmek şarttır. Aksi takdirde bu insanlar öyle bir mevkiye gelirler ki o mevkiyi dolduramaz ve işleri göremez olurlar.”
 
“Mevkiye uygunluk sağlayamazlar. Alt kadrolar daha fazla iş yapmak zorunda kalırlar ve bir süre sonra alt kadrolar da yoğunluktan kendi mevkilerini kilitlerler. “

——<>——-

İnsanlar yetersiz olacakları mevkiye doğru yükseliyorlarsa o zaman üst kadrolar hep yetersiz insanlarla mı doludur? 
Hep değil fakat liyakata dayanmayan görevlendirmelerle işletilen sistemlerde çoğu zaman böyle maalesef. 
Gerekli donanımı olmayan lüzumsuz işgalcilerle dolu mevkiler. 

——<>——-

Belki eğitim olarak donanımlı olabilirken bu sefer duygusal olarak eksik kalabiliyorlar. Yabancı dilleri olmuyor, tecrübeleri yetmiyor, sosyo kültürel olarak aç oluyorlar. 
İletişim ve etkileşimi kıt insanlar olabiliyor ve ortamı sürekli gererek başarısızlığa sebep oluyorlar. 
İlişki yönetimi noktasında çuvallıyorlar. 

——-<>———

Gelelim Kifayetsiz Muhterislere;
Peter İlkesinde anlatılan beceriksiz kabiliyetsiz berbat yöneticiler bir çeşit ‘Kifayetsiz Muhterisler’ sınıfı.

Bunlar Peter ilkesinin tam da göbeğindeler. Gerek özel gerek kamu sektöründe, öyle mevkiler öyle insanlarca dolduruluyor ki çoğu zaman, işler duruyor. Yürümüyor. 
Zira işi bilmeyen fakat o işi yapmak için yanıp tutuşan insanlarla dolu ortalık. 

… ve bu muhterisler işi de bilmediklerinden sürdürülebilir başarısızlığın müsebibidirler. 

Yükselmek için her yolu deneyebilirler. En iyi becerdikleri de üstlerine yalan söylemek yoluyla mutluluk oyunu oynatmak ve bu şekilde hatalarını örtbas etmektir. 

Egoları kibirleşmiştir. Hiç bir şeyi ve hiç kimseyi olduğu gibi görmezler, herkesi kendi mevkisini işgal edecek düşman olarak algılarlar. 

Özgüvenleri hemen hemen sıfıra yakındır. 

Kifayetsiz Muhterisler her yerdeler. 
Hemen hemen her mevkide. 
Özelde, tüzelde, kamuda, stk’larda. 

Onlar her yerdeler.