Arkeolojik kazılar ve yapılan araştırmalar Mezopotamya toplumlarında, insanların, ölen kişilerin, sadece bu yaşamdan ayrıldığına ve “Ölüler Diyarı” adını verdikleri başka bir dünyada yaşamaya devam ettiğine inandıklarını göstermiştir. Bu inanışın bir sonucu olarak ölen kişi, halen ailenin bir parçası sayılmış ve genellikle ölüler evlerinin zeminine gömülmüştür.

Ölülerin evlerin zeminine, bahçesine gömülmesi yüzyıllardır devam edegelmiş olup, halen bu geleneğin devam ettiği toplumlar-topluluklar bulunmaktadır.

Ölenin ailenin bir parçası sayılması, ruhunun yaşadığına inanılıp inanılmamasından bağımsız bir duygudur. Zira ölen, kalanların geçmişidir, annesidir, babasıdır, evladıdır, sevdasıdır, dostudur. Ölen, dokunulabilir varlığı ile “dünya” adını verdiğimiz bu ortak yaşamadan ayrılmış olsa da yaşattıkları, hissettirdikleri, hatıraları, ideolojileri, mücadeleleri, öleni tanıyan son kişi yaşayana kadar yaşamaya devam edecektir.

Ölenin manevi hatırasına sahip çıkmak “insan” olma hasletinin gereğidir. “Olağan” adını verdiğimiz bir başka insanın, sistemin, rejimin, kastı kusuru olmaksızın yaşanan ölümler için dahi geçerli olan, manevi hatıraya sahip çıkma olgusu, olağan dışı, bir başka insan, sistem, rejim eliyle yaşanan ölümlerde çok daha can yakıcı bir acıya, meşakkatli bir yolcuğa dönüşmektedir. Zira kalanlar, ölüme sebep veren faili bulmak ve yaşattığı acının bedelini ödemesini talep etmek için bazen yıllarca failin bulunması, bazen de bilinen ama bulunamadığı iddia edilen failin/faillerin yargı önüne çıkartılması için mücadele ederler.

Onlarca yıl süren mücadelenin sonunda fail veya faillerin “zamanaşımı” sebebiyle yargılanmadığı, yargılansa dahi, cezasının infazının gerçekleşmediği, olayın faillerinin hiçbir şey olmamışçasına yaşamlarına devam ettiği durumlarda kalanlar, ölenin kaybından çok daha hazin bir acı ile baş başa kalmaktadır.

Bu kapsamda Türkiye, maalesef sayısı binleri aşan faili meçhul cinayetler ve zamanaşımı sebebiyle düşen ceza dosyaları bakımından kötü bir karne ortaya koymaktadır. Bunun son örneği olarak, 21 Eylül 2022 tarihinde, Musa Anter’in öldürülmesi davası da 30 yıllık  “zamanaşımı” sebebiyle düşürüldü.

Kimdi Musa Anter ve 30 yıl süren bir süreçte failleri neden bulunamadı veya gerçekten bulunamadı mı? Bunları anlamak için   Musa Anter cinayeti ile ilgili tarihsel süreci hatırlamakta fayda var.   Gazeteci ve yazar olan Musa Anter, 20 Eylül 1992 tarihinde Kültür ve Sanat Festivaline katılmak üzere geldiği Diyarbakır’da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Cinayetin ardından Diyarbakır C. Başsavcılığı tarafından soruşturma açıldı ancak uzun yıllar faillerin bulunamadığı gerekçesi ile soruşturma bir türlü ilerlemedi.

2005 yılında Anter ailesinin, Türkiye’de, etkin bir soruşturma yapılmadığı gerekçesi ile AİHM’e yaptığı başvuru, AİHM tarafından, kabul edilebilir bulunarak esastan inceleme kararı alındı. Türkiye hükümeti AİHM’in esastan inceleme kararı üzerine Anter ailesine 15 bin Avro tazminat ile dostane çözüm önerisinde bulundu. Aile tazminatı ve dostane çözüm teklifini reddetti. AİHM  2006 yılında kararını açıklayarak, Musa Anter cinayetinin devlet görevlilerince veya devlet görevlilerinin bilgisi dâhilinde işlendiğini ortaya koyan ciddi delillerin varlığı karşısında cinayetin etkili bir biçimde araştırılmadığı gerekçesi ile AİHS 2. Maddede düzenlenen “yaşam hakkının” ve ayrıca etkin bir soruşturma yapılmayarak başvurucuların “mahkemeye etkin başvuru haklarının” da engellendiğini belirterek Türkiye aleyhine toplam 28 bin 500 Avro tazminata karar verdi. 

Soruşturma, maalesef AİHM kararı sonrası da gerekli derinlikte ilerlemedi. AİHM kararından 3 yıl, cinayetten tam 17 yıl sonra Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı, yıllar önce itiraflarda bulunan ve İsveç’te yaşayan Abdülkadir Aygan’ın itiraflarını ihbar kabul ederek soruşturmayı yeniden başlattı. Dava ile ilgili iddianame, ancak cinayetten 21 yıl sonra hazırlanabildi ve 5 Temmuz 2013 tarihinde Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Yaklaşık 9,5 yıl süren dava, Anter ailesinin İsveç’te yaşayan itirafçı Abdülkadir Aygan’ın ifadesinin İsveç’te alınması yönündeki taleplerin mahkemece reddedilmesi sebebiyle yıllarca sürüncemede kaldı ve nihayet 21 Eylül 2022 tarihli duruşmada zamanaşımı sebebiyle düşürüldü.

Bir yanıyla itirafçı beyanları ile failleri bilinen belirlenebilmiş olan bir cinayet, adeta yapanın yanına kar kalır gibi zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırıldı. Ölenin ardında kalanların, İsveç’e kadar gidip, itirafçı ile yüzleşmiş, ilk ağızdan babalarına yapılanları, nasıl öldürüldüğünü dinlemiş, olanı biteni öğrenmiş olmalarına rağmen…

Vicdan yaralayıcı değil mi? Böylesi bir acıyı düşünebiliyor musunuz?  Evladınız, anneniz, babanız, sevdiğiniz öldürülüyor, fail kendisi ile birlikte diğer failleri itiraf ediyor ancak bir türlü ilerlemeyen yargı mekanizması, failleri, dava zamanaşımına uğradı diyerek özgür bırakıyor, adeta ödüllendiriyor.

Türk Ceza Kanunumuz, dava zamanaşımı ve ceza zamanaşımı olarak iki ayrı zaman aşımı müessesesi düzenlemiştir. TCK 66. Maddede düzenlenen dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçtiği halde dava açılmamış veya dava açılmasına rağmen kanuni süre içinde sonuçlandırılmamış ise, devletin cezalandırma hakkından vazgeçerek davasının düşmesi sonucunu doğurmaktadır.

TCK 68. maddede düzenlenen ceza zamanaşımında ise fail belirlenmiş, mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş olmakla birlikte belli bir sürenin geçmesiyle hükmün infaz edilmesinden vazgeçilerek hükmedilen cezanın infaz edilmemesi halidir. Musa Anter davası olay tarihi üzerinden 30 yıl geçmesi ve bu 30 yıllık süreçte dava sonuçlandırılamamış olması sebebiyle, dava zamanaşımı gerekçe gösterilerek düşürüldü.

Musa Anter cinayeti, bir insana karşı işlenmiş sıradan bir cinayet olmaması sebebiyle, insanlığa karşı işlenen suç kategorisinde değerlendirilse idi, zamanaşımı işlemeyecekti. Ailenin mahkemeye bu konuda talepte bulunduğu ancak kabul edilmediği de basına yansıyan ayrıntılar arasındaydı.

İnsanlığa karşı suçlar, Türk Ceza Kanununun 77. maddesinde "kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, eziyet veya köleleştirme, kişi hürriyetinden yoksun kılma, bilimsel deneylere tâbi kılma, cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı, zorla hamile bırakma, zorla fuhşa sevk etme fiillerinin; siyasal, felsefî, ırkî veya dinî saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi" olarak   tanımlanmaktadır.

Kanaatimce Musa Anter cinayeti, bu aşamaya kadar toplanan deliller ve ifşa olan bilgiler kapsamında, tartışmasız olarak “insanlığa karşı işlenmiş suç” kapsamındadır ve zamanaşımına tabi değildir. Aile, davanın zamanaşımı sebebiyle düşürülmesi kararını da AİHM’e taşıyacaklarını kamuoyu ile paylaştı. İlerleyen yıllarda AİHM’den bu konuda da ihlal kararı çıkması maalesef hiç şaşırtıcı olmayacaktır.

Şu unutulmamalıdır ki, vatandaşın yaşadığı topluma, devlete bağlılığı “güven duymak”, “güvenliğinin sağlandığına” ve “adaletin tesisine” inanması, bunu deneyimlemesi ile mümkündür. Adalet, toplumun en kaynaştırıcı, birleştirici harcıdır. Adaletsiz toplumlar, geri kalmaya, can ve ekmek kavgası içinde yaşamaya mahkumdur.

Bu şekilde yaşamayı hak ediyor muyuz?