ERKEN HABER - Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, düzenlediği haftalık basın toplantısında, depreme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Karamollaoğlu, şunları kaydetti:

"Türkiye’mizin bir deprem ülkesi olduğunu bilmeyen var mı? Sormak bile abes!

7’den 77’ye herkes bu gerçeği biliyor; dahası bugüne dek onlarca kez de acı bir şekilde bu gerçek tecrübe edilmişti.

Peki bu gerçeğin bilinmesine rağmen, yetkililer tarafından gerekli hazırlıklar yapılmış ve yeterli tedbirler alınmış mı? Maalesef hayır! Yaşanan bir depremi, büyük bir afete çeviren ve yıkımın boyutlarını artıran şey işte bu vurdumduymazlıktır!

Deprem öncesi ciddiyetsizlik, deprem anındaki acziyet ve sonrasında koordinasyon konusundaki beceriksizlik maddi ve manevi kayıplarımızı kat be kat arttırmıştır.

Bu bölgede, tarihi tam olarak bilinmese de, tahmini olarak beklenen bir deprem konusunda onlarca uzman, yüzlerce kez uyarmıştı.

Yapılması gereken hazırlıklar hususunda belki binlerce rapor hazırlanmış; Allah aşkına hangisi dikkate alındı? Depreme hazırlık konusunda neler yapıldı, daha doğrusu neler yapılmadı?

"İNSAN CANI NEDEN BU KADAR UCUZ?"

Bunları sormak her bir vatandaşımızın hakkı olduğu gibi, biz muhalefet partilerinin de sorumluluğudur; bunlara cevap vermek ise iktidardakilerin görevidir!

Deprem öncesi defalarca kez hatırlattığımız hususları şimdi bir kez daha soruyoruz:

-AFAD başta olmak üzere, ilgili tüm kurumlarımız yeterli ve liyakatli kadrolara sahip miydi?

-Özel İletişim Vergisi başta olmak üzere, toplanan vergiler bugüne kadar nerelere harcanmıştır?

-İmar aflarıyla birtakım mağduriyetlerin giderilmesinin yanında, “oy kaygısıyla” kaç bin hasarlı bina görmezden gelinmiş ve bunlardan kaçı bu depremde yıkılmıştır?

-Bugüne dek Türkiye genelinde; kaç bina kontrol edilmiş, kaçında hasar tespit edilmiş ve bu tespit edilenlerin kaçı için işlem yapılmıştır?

-İnsanlarımızın 5-10 bin lira kira ödediği, en az 2-3 milyon ödeyip satın aldığı evlerinin adeta kendilerine mezar olduğu bu çarpık sistemin sorumluları kimlerdir Allah aşkına!

Her şeyin ama her şeyin pahalı olduğu ülkemizde, insan canı neden bu kadar ucuz? Anlamak mümkün değil!.

'BİZ DE DEFTERİMİZİ TUTUYORUZ

Geldiğimiz noktada, işte tüm bunlar sorulmasın, dile getirilmesin isteniyor… Beyefendiler bunları soranları not alıyorlarmış, tek tek defter tutuyorlarmış!

Uzmanların dile getirdiklerini not almayanlar, yapılacak hazırlıkların defterini tutmayanlar; elbette ancak bunları not alır!

Hodri meydan! Biz de vatandaşlarımız da notlarımızı aldık, defterimizi tutuyoruz!

Zira birlik ve beraberlik çağrımız sizin nezdinizde yine karşılık bulmadı, yine çözümü değil algıyı öncelediniz.

Şefkat ve merhameti değil öfke ve nefret dilini tercih ettiniz, en azından bu kez kucaklayıcı olabilirdiniz fakat siz yine kutuplaştırmayı tercih ettiniz!

“Beton karın doyurmaz” dedik, “aşırı ve yanlış betonlaşma öldürür” dedik, dinletemedik; şimdi yine insanı değil inşaatı önceliyorsunuz; hem de müthiş bir acelecilikle!

İnsanın yüreği yanıyor; her seferinde en yanlış kararlar nasıl alınıyor hakikaten akıl alır gibi değil!

"BECERİKSİZ BİR SÜREÇ YÖNETİLDİ?"

Muhterem arkadaşlar, diyelim deprem öncesi yıllarca hazırlık yapılmadı tamam; peki afet sırasında ve sonrasında nasıl bu denli beceriksiz bir süreç yönetildi?

AK Parti'de üç il başkanlığına atama AK Parti'de üç il başkanlığına atama

-Her şeyin panzehiri ve çözümü olarak sunulan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değil miydi?

-Bu sistemin en büyük avantajı “hızlı karar almak” olarak takdim edilmişti, öyleyse neden müdahalede bu kadar geç kalındı?

-Kolluk kuvvetleri, madenciler ve iş makineleri neden bölgeye bu kadar geç sevk edildi? Çok net bir şekilde soruyoruz: Ülkemizin en disiplinli gücü olan ordumuz, hazırlıklı olmasına rağmen 100 bin Mehmetçiğimiz ilk andan itibaren niye sahaya indirilmedi?

-Daha ilk saatlerde 4. Seviye alarm durumu ilan edilmişken, yani durumun vahameti anlaşılmışken; peki neden insanlar günlerce enkaz altında ve yakınları da enkaz başında iş makinesi bekledi?

-İlk 48 saat çok ama çok önemlidir. Özellikle bu kritik süreçte, enkaz çalışmaları için gerekli ekip ve ekipmanların yönlendirilmesi, temel ihtiyaçların giderilmesi ve yardım faaliyetlerinin doğru koordine edilmesi hususunda nasıl bu denli beceriksiz bir yönetim anlayışı sergilendi?

"NASIL GÖRMEZDEN GELELİM?"

Bunları soruyoruz, sormaya da devam edeceğiz; notunuzu alabilirsiniz! Hakikaten anlamakta güçlük çekiyoruz. -Köylere ulaşmakta nasıl bu kadar geç kalındı?

-Belediyelerle iş birliği yapmaktan neden özellikle imtina edildi? Hangi saiklerle yardım kuruluşları arasında ayrım yapıldı? Özellikle muhalefet belediyeleri neden dışlandı?

-Bu denli kritik bir süreçte sosyal medyada bant yavaşlatmak hangi aklı evvelin fikriydi?

-GSM operatörlerinin alt yapısı adeta çöktü, buna dair hangi hazırlıklar yapılmıştı?

-Borsayı kapatmak için neden günlerce beklendi?

-Pandemide vatandaşlarına IBAN gönderen akıl, şimdi de devletin kaynaklarının sağ cepten alınıp sol cebe konulduğu yardım şovları düzenliyor, algıyı yönetmek için belgesel tadında klipler çekiyor; bu lakaytlığa nasıl sessiz kalalım?

-Kendilerini adeta “devlet” yerine koyarak, gelecek eleştirilerin önüne kesme ve kendilerini eleştiren herkesi de “devlet düşmanı” ve “hain” ilan etme kurnazlığını nasıl görmezden gelelim

"ÜNİVERSİTELER DERHAL AÇILMALIDIR"

Binlerce canımızı kaybettik, on binlerce yaralımız, milyarlarca lira da maddi kayıp var.

Hâlâ enkaz altında olan belki binlerce insanımız var, bu kışta soğukta üşüyen, günlerdir bir çadır bekleyen vatandaşlarımız var.

Yakınlarını, evini, barkını, her şeyini kaybetmiş insanlarımız var…

Ciddi bir sınavla, oldukça kritik bir süreçle karşı karşıyayız.

Bugüne kadarki yanlış anlayışla, süregelen bu çarpık zihniyetle bunun altından kalkmamız mümkün değildir! Düşünün ki, akıllarına ilk gelen şey okulları kapatmak!

Onlarca alternatif arasından yine en yanlış kararı nasıl aldılar anlamak mümkün değil!

Neden her seferinde ilk vazgeçilen şey eğitim oluyor, neden sürekli aynı hatalar tekrar ediliyor?

Bu yanlış karardan 2 ay sonra dönmek bir şey ifade etmez; hemen bu yanlıştan vazgeçilmeli, üniversiteler derhal yüz yüze eğitime başlamalıdır.

“İHANET EDİLEN” SADECE İSTANBUL DEĞİLMİŞ"

Muhterem arkadaşlar; her zaman olduğu gibi bu süreçte de yine hep aynı yanlışlar tekrar ediliyor maalesef.

Tek tek kişi ve olaylara odaklanmak yerine temel ve sistemik nedenlere odaklanmak mecburiyetindeyiz.

Kalkınmayı sadece ve sürekli betona yatırım yapmak zanneden anlayışı değiştirmek zorundayız.

Şehirlerimizi “apartman ve gökdelen tarlalarına” dönüştüren zihniyeti sorgulamak mecburiyetindeyiz.

Hata vardır, özür dilenir. İhmal vardır, istifa edilir. Kasıt vardır, hesap sorulur. Zihniyetlerle ise topyekûn mücadele edilir!

Anlaşıldı ki, ihanet edilen sadece İstanbul değilmiş.

Biliyoruz ki, “Hükümet, neden geç ve yetersiz kaldı?” cümlesi bu depremde vatandaşlarımızın en çok sorduğu sorudur.

Öyleyse tüm bunları konuşacağız. Somut adımlar atacağız. Hep birlikte bu zihniyeti değiştireceğiz!

"HANGİ HAZIRLIKLAR YAPILIYOR?"

Muhterem arkadaşlarım; not etmeleri için şu hususları da şimdiden dile getiriyoruz:

-Muhtemel depremler için şimdi hangi hazırlıklar yapılıyor? İstanbul için hangi tedbirler alındı?

-Mesela riskin en yüksek olduğu illerimizden Bingöl’ün afet bölgesi ilan edilmesi için daha ne bekleniyor?

-Son depremlerden etkilenen vatandaşlarımızın yeniden hayata tutunabilmeleri için hangi adımlar atılıyor, ne kadar bir bütçe ayrılmıştır?

-Yapılacak yeni inşaatlar için zemin etütleri, mikro-bölgeleme çalışmaları titizlikle yapıldı mı ki; yüz binlerce konut için daha şimdiden ihaleler konuşulmaya başlandı? Hatta temeller atılıyor!

Aynı yanlış anlayışla, aynı çarpık zihniyetle atılacak her bir yanlış adım önümüzdeki günlerde çok daha büyük problemlere neden olacaktır.

Bu sebeple; krizi daha da derinleştirecek, alelacele alınan kararlardan derhal vazgeçilmesi gerekir.

Sağlıklı ve kalıcı çözümlere odaklanmak mecburiyetindeyiz.

"SÜREÇ ORTAK AKILLA YÖNETİLMELİDİR"

Seçimlere birkaç ay kaldı. Unutmayın! Bu süreçte oy kaygısıyla hareket etmek vatandaşlarımıza ikinci bir yıkımı yaşatır.

Hassasiyetle hareket etmek, çalışmaları titizlikle yürütmek ve ince eleyip sık dokumak şarttır.

Milyonlarca ton beton yığını karşımızda durmaktadır. Yine milyonlarca ton da yeni malzemeye ihtiyaç olacaktır.

Bu çalışmalar, masa başında ve tek bir ağızdan alınacak kararlarla yürütülecek bir süreç değildir.

Hiçbir alan ihmal edilmeden, tüm uzmanların görüşleri dikkate alınarak ortak akılla bir süreç yürütmek elzemdir.

Bizler, siyaseten sorumluluk alacağız. Hem Saadet Partisi olarak hem de Millet İttifakı olarak bu süreci an be an takip ediyoruz.

“Kentleşme” ve “Afet Yönetimi” ortak mutabakat metinlerimiz çerçevesinde; hem afetlere karşı tüm hazırlıklarımızı tamamlayacak hem de atılması gereken adımları bir bir atacağız.

Evet, acımız ve kayıplarımız çok ama çok büyük. Yitip giden canlarımızın telafisi mümkün değil.

Ancak geride kalanlar için ve bir daha böylesine acılar yaşamamak için omuzlarımızdaki sorumlulukların farkında olmalıyız!

Bu çerçevede; zincirin tüm halkalarından hesabını sormak, önümüzdeki dönemde işimizi düzgün yapmak ve “yaşanabilir şehirler” inşa etmek boynumuzun borcudur.

85 milyonun “insanca yaşam” standartlarına kavuştuğu bir Türkiye’yi inşa etmek boynumuzun borcudur.

Ahdimiz var! Biz, aç ve açıkta tek bir insanımızı dahi bırakmayacağız. Maddi ve manevi tüm yaralarımızı hep birlikte saracağız.

Şu 16 günlük süreçte millet olarak gösterdiğimiz muazzam dayanışmayı önümüzdeki dönemde de gösterecek ve Allah’ın izniyle bu zorlu süreci de hep birlikte aşacağız."