Kimi çevrelerce; Kişi ya da kurumların davranışlarına yön veren düşünceler bütünü olarak “ideoloji” ile batı ekolüne göre sınırlı kaynak imkânları ile sınırsız ihtiyaç kalemlerinin planlanması ekseninde “iktisat” arasında güçlü bir bağın olduğu söylense de tartışılması gerektiğine inandığım bu hususta başkaca sonuçlara da ulaşılabileceğini söylemek mümkün olabilir.

Temelde ideolojik paradigmalar üzerine inşa edilen politik unsurlar;

Birçok alanda olabileceği gibi yapısal reformlar eşiğinde kamusal alanları, diğer toplumsal alanları rahatlatmayı hedefleyen, çoğu zaman uygulama alanı bulamayacakları söylem disiplini etrafında kitlesel etki alanı oluşturan kurumsal yapılardır.  

İdeoloji temelli politik unsurlar her ne kadar müreffeh, konforlu bir hayat, güvenli bir gelecek programı ihtiva eden çözüm önerileri ile kendilerine meşruiyet zemini oluşturmak isteseler de, kaynakların yeterli ya da yetersiz oluşu gibi ana unsurlar, uygulamadaki politik belirleyici faktörler olarak hayatımızdaki yerini koruya gelmiştir.

Zira çoğu zaman ideolojik umdelerin, belirleyici faktör olarak kaynak potansiyelinin oluşturduğu rasyonel gerçeklerin gölgesi altında bir hayalden öte bir anlam ifade edemedikleri görülmektedir.

Bu halde şu söylenebilir ideolojilerin ideali yakalama ve tabi ki uygulama imkânı kaynak varlığının zenginliğine ya da kullanım disiplinine bağlıdır.

“Sınırlı olan kaynakların” geçici çokluğu, içinde uzun vadeli konfor barındıramayacağına göre, ideolojinin kaynak kullanımı üzerinde belirleyici faktör olabileceğini söylemek çok zordur, hatta çoğu zaman da imkânsızdır.

Ancak hiç kuşkusuz politik unsurlar olarak kamusal otoritenin belli kalemlerde eğilim planlaması yapmak suretiyle tüketici davranışlarını yönetebilmesi mümkün olsa da, burada da temel belirleyici faktör ideolojik yaklaşımlar değil, kaynağın temin edilebilmesi imkânıdır.

O halde;

İdeolojiler için insanlığın huzurunu önceleyen unsurlar olarak, yine iktisadi unsurların el verdiği ölçüde güvenlik, adalet, sağlık, eğitim ve diğer kesintisiz icraat alanlarında farklılıklarını yansıtabilecek düşünceler bütünüdür de denilebilir.    

18. yüzyıldan beri kaynak temini üstünlüğünü uhdesinde bulunduran kapitalist iktisadi otoritenin etkin üstünlüğü, sonraki dönemlere ait dönemsel popüler ideolojik tercihlerin uygulama alanlarını tıkamakla kalmamış yerini  “zoraki politik uygulama” alanları ile ikame etmiştir.

Kaynak yönetim imtiyazını elinde tutan faktörlerin güçlü olarak varlıklarını sürdürüyor olmaları ideolojik unsurların, ekonomik icraat alanlarında özgün yaklaşımlarını yansıtmalarına imkân tanımamaktadır.

Cari popüler iktisadi otoritenin ideolojik tercihler üzerine inşa edildiği söylenebilir mi?

Popüler iktisadın tarihsel gelişimine bakıldığında iki ayrı tespit yapılabileceğini söyleyebilirim:

Birincisi, arz ve talebin kendi doğal işleyişi içerisinde sunulması ve karşılanması hususu ki bu yaklaşım iktisadın doğal gelişim sürecinin kendi sağladığı disiplinidir.(Serbest Piyasa Ekonomisi)

İkincisi ise kaynak kullanım imkân ve imtiyazını önemli ölçüde elinde tutan, tüm kurumsal varlıklarını da bu anlayış üzerine inşa eden güçlü ya da güçlü olmak mecburiyetinde olan iktisadi yapıların kendi finansal geleceklerinin güvenliğine kodlanmış genel ekonomik uygulama disiplinidir.(bana göre kapitalist sistemin tanımı)

Birisi doğal süreç, diğeri ise mecburi süreç..

Oysa her ikisinde de adı ne olursa olsun genel olarak insanlığın huzurunu hedefleyen ideolojik yaklaşımdan eser bulamazsınız.

Özet olarak iktisadi yaklaşımlar, ideolojik bir değerler dizisi olmaktan öte kaynak kullanım disiplinlerinin iki ayrı şekilde tanımlanabileceği doğal süreçlerdir.

 Birinde:

Kaynakların sınırlı ihtiyaçların sınırsız olduğu iddiası..

Diğerinde ise;

Kaynakların yeterli, ihtiyaçların sınırlı olduğu iddiası..    

Bu her iki hususta doğal süreçlerin ürünü olup, tarihte uygulandığı dönemler mevcuttur.

Ayrı bir tartışma konusu olarak ele alınabilir.