İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'na YSK üyelerine yönelik "ahmak" sözcüğünü kullanarak hakaret ettiği gerekçesiyle 2 yıl 7 ay hapis ve siyasi yasak cezası verildi.

İmamoğlu'na verilen mahkeme kararı, iktidar kanadı tarafından "bu sadece yerel mahkeme kararı", "henüz karar kesin değil", "rakiplerimizle sahada mücadele etmek isteriz" tarzında açıklamalar üst üste geldi.

Muhalefet kanadı daha erken davrandı açıklama yapmaktan. Her bir muhalefet parti lideri ayrı bir eleştiri açısı geliştirdi, iktidarı suçladı.

AK Parti kanadındaki eli kalem tutanlar, ağzı laf yapanlar, bu işi farklı yönlere çekmeye çalıştı, "gezi olaylarının devamı için zemin oluşturuluyor", "Saraçhane provokatif ve art niyetlilerin oluşturduğu kalabalık" şeklinde dile getirdiler. 

Muhalifler de geri durmadı tabii ki, mahkeme kararını verenlerin AK Partililer ile olan fotoğrafını medyaya servis yaptı.

Şimdiye kadar açıklama yapan hiçbir siyasi "Yargı bağımsızdır", "Yargı tarafsızdır", "Yargıyı etkilemeye yönelik eylemler kabul edilemez" şeklinde bir açıklama yapmadılar.

Nedeni çok basit, açık ve net. Ülkemizde yargının tarafsız olduğuna, bağımsız karar verdiğine, kararların herkesi bağlayıcı olduğuna inanmıyorlar çünkü. 

Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri, Siyasi Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile tek çatı altında toplandı. Bütün güç, yetki, imtiyaz, hak, hukuk, gelecek, Yüce Türk Milleti'nin iradesiyle tek kişiye teslim edildi.

Cumhurbaşkanı ne derse o?

Sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi, TOKİ'nin konut satış fiyatı, EYT'nin yaşı, memurun maaşı, asgari ücretin tutarından tutun da bütün atama ve görevden almaların tek söz sahibi daha doğrusu tek imza sahibi Cumhurbaşkanıdır.

Atanmış bakanlardan biri ağzından bir bilgi kaçırsa fırçayı yer. Cumhurbaşkanı açıklayacak deyip, bir söz söylememesi en makbul olanıdır. 

Mahkemenin verdiği kararda da son sözü Cumhurbaşkanı söyleyecektir.

Yasama, Yürütme ve Yargı erklerinin birbirinden bağımsız kendi görevlerini yapmaya çalıştığı dönemler olmuş mudur? Olmalı mıdır? Kararlar sorgulanmalı mıdır? Tartışmamız gereken konu buyken, hep siyasi yönü tartışılıyor.

Yargı önünde herkesin eşit olması ilkesi Anayasal bir haktır. Yargı önünde herkesin adil yargılanması da Anayasal bir haktır.

İmamoğlu değil de AK Parti'li bir siyasetçi aynı sözü söylemiş olsaydı yargının kararı ne olurdu?

İmamoğlu değil de yolda yürüyen bir vatandaş aynı şeyi söylemiş olsaydı ne olurdu?

Aynı söz YSK üyelerine değil de başka bir devlet memuruna söylenmiş olsaydı ne olurdu?

Hepimizin de tahmin edeceği gibi, her bir durumda kararlar çok farklı olurdu.

Adaletin olmadığı bir yerde ne ekonomiden, ne gelişmeden ne siyasi istikrardan ne de toplum huzurundan bahsedilemez. 

Adalet kişilere göre değişkenlik gösteremez, göstermemelidir.

Siyasilerin kamera karşısına çıkarak yaptıkları açıklamaları gerçekçi bulmuyorum. Hani yargı bağımsızdı, hani yargı tarafsızdı. hani yargıya müdahale edilemezdi. Asıl söylenmesi gereken sözlerdi bunlar ancak siyasiler de yargı kararının siyasi bir karar olduğuna inanmış durumdalar.

Demem Odur Ki:

Ekrem İmamoğlu davası ve kararı, tamamen siyasallaştırılmış bir gelişmedir. İktidar veya muhalefetteki her siyasi, adalet önünde eşit olmadıktan sonra, kararlar siyasi tarafsızlık içerisinde verilmedikten sonra adalet sağlanmış olmayacaktır.

Temennim Odur Ki:

Türkiye'deki siyaseti dizayn etmeye çalışan, perde arkasından olaylara yön veren, Cumhurbaşkanlığı adaylığı için çalışan, kraldan çok kralcılık yapan, yurt içi ve yurt dışı destekçilerinin tespit edilmesidir.