Köyden şehre göç, ülkemizi ekonomik ve sosyal olarak yıpratmıştır. Hükümetlerin yanlış politikalarına PKK terörü de eklenince köyden kentlere göçün hızı dahada artmıştır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bazı köyler tamamen boşalmıştır. Diğer bölgelerimizdeki şehirlere olan göçler ise yine yanlış siyasetin eseri olarak ortaya çıkmıştır. Göçler ile sadece köyler boşalmamış ormanlar, mera alanları, dağlar ve yaylalarda ıssız kalmıştır.

Göçler ile tarımsal ekonomimiz ciddi yara almıştır. Kullanılmayan tarım alanları ülke ekonomisinde ciddi kayıplara sebep olmuştur. Bu kayıpların tek sebebi sadece göç değildir. Göçle beraber diğer sebeplerde bir araya gelince ülkemiz, kendine yeten ülke durumundan ithalatçı bir ülke durumuna düşmüştür. Her yıl milyarlarca dolarımız tarım ürünü ithalatına gitmeye başlamıştır. Bu durum, ülke ekonomisinin geleceği için hayra alamet durum değildir.
Göçün köylerimize verdiği bir başka tahribat ise, mera alanlarımızın kullanılamaz duruma düşmesidir. Hayvanların otlak alanları çalılar ve yabani otların istilasına uğramış durumdadır. Gelecekte bu alanların tekrar kullanıma açılması imkânsız veya çok masraflı olacaktır.
Bugün, göçün ortaya çıkardığı bir başka felaketi dile getirmek istiyorum. Issızlaşan dağlarımız ve mera alanlarımız yaban domuzlarının istilasına uğramış durumdadır. Büyük sürüler halinde her yerde görünür olmuşlardır. Bu problem sadece boşalan köylerimizde değil, yaşamın olduğu diğer köy ve kasabalarda bile varlığını hissettirmektedir. Çiftçilerimizin tarım alanlarını bu istilacı hayvandan korumak için tedbir alması nafiledir. Çünkü bu hayvan hiçbir engel tanımaz. Toprağın altında üstünde ne bulursa yer. Asla yiyecek ayırımı yapmaz. Çok büyük alanları bir gecede kazarak tanınmaz hale getirebilirler. Kolay çoğalırlar. Hastalıklara karşı oldukça dayanıklıdırlar. Evcil hayvanlar için hastalık taşıyıcısıdır. Bu kötü gidişatın yakın gelecekte daha büyük felakete dönüşeceği kesindir.
Tarım Bakanlığının, yaban domuzu mücadelesi ile ilgili çalışması var. Ancak; oldukça yetersiz olduğu gözüküyor. Çünkü, Yıllar itibarı ile yaban domuzu sürülerinde azalma değil ciddi artışlar olduğu gözleniyor. Ayrıca, tarım sigortaları kapsamında “yaban domuz zararı” adı altında ödemeler var. Tedbir alınmadığı takdirde yakın gelecekte sigorta şirketlerinin de bu işin üstesinden gelemeyeceği kanaatindeyim.
Dünyada, yaban domuzları ile ilgili yapılan birçok çalışmalar mevcuttur. ABD’de ve Avusturalya’da çok dikkat çekici çalışmalar var. Avusturalya’da, ülkenin yaban domuz varlığının kontrol altında tutulması kapsamında, değişik metotlarla yaban domuzu sayısının tespitinin yapıldığı açıklanmıştır. Kazılan toprak alanı üzerinden yapılan modellemeler ile yaban domuzu sayısını tespit ettiklerini açıklamışlardır.   Yaban domuzlarının toprağı kazarak çevreye ve tarımsal üretime verdikleri zararın yanı sıra ciddi karbon salınımına da sebep oldukları ayrıca belirtilmiştir.  
Ülkemiz üniversitelerinde yaban domuzları üzerine araştırma çalışmasına rastlayamadım. Yaban domuzu sürülerinin baskı altında tutulması ile ilgili Tarım Bakanlığının yaptırdığı sürek avları var o sistemde doğru çalışmıyor. Eğer bu çalışma etkili olsaydı popülasyon bu kadar artmazdı. Sadece vahşi ve yırtıcı hayvanların yavrular üzerine baskısı mevcut.
Sonuç olarak; Yaban domuzları gıda güvenliğimizi tehlikeye sokacak seviyelere ulaşmış durumdadır. Yerleşim yerlerinde sık sık görülmeye başlamışlardır. İnsanların can güvenliğinin de tehlike altında olduğunu düşünüyorum. Tarım Bakanlığı, Üniversiteler ve Sivil toplum örgütleri ile iş birliği yaparak bu problem çözüme kavuşturulmalıdır. Gıda güvenliğimiz hiçbir çevre felaketinin tesiri altında kalmamalı…