Ad ya da isim seçimi bir başlangıç için en önemli adım. İş hayali kurarken, çocuk planı yaparken veya bir organizasyona adım atarken ilk aklımıza gelen O oluyor. "Ad'ı ne olsun?"

Türk tarihine baktığımızda çocukların isimleri bir başarının ardından verilirmiş ve başarı elde edene kadar sadece bir doğum günü olurmuş. Başarı ile AD Günü düzenlenir ve ismi konurmuş.
Boğaç Han hikayesini ilkokul kitaplarından hepimiz biliriz.

Bir restoran açacak olsak menü içeriğinden önce ad ararız ve lezzet, bereket ya da aşk içeren isimler düşünürüz. Lezzeti verecek tarifler, sağlık içerikli beslenme veya kalite fiyat dengesi sonraki iştir. Oğlumuz kızımız olsun diye hayaller kurarız ama sağlıklı olsundan önce "Ad'ı ne olsun" der ve gireriz arayışa. Arkadaşlarının dalga geçmeyeceği bir isim, inancımıza uygun bir Ad, atamızın adı, ideolijimizin kahramanları hatta hatta son dönemlerde e-posta hesabına uygun Türkçe karakterler içermeyen adlar koyarız masaya ve doğmamış bebeğe ilk donumuzu biçeriz.

Bir işletme ise kuracağımız önce ortakların isimlerini koyarız masaya işletmeye koyacakları faydadan önce... Başlarız kelimelerle raks etmeye, içinde güven olsun, kalite olsun, hakkaniyet olsun, hizmet aşkı olsun, çözüm olsun arar dururuz. Sürdürülebilir olsun, emek sömürmesin, hizmet kalitesi lafta kalmazın diye düşünmeyi sorunlar çıkana kadar akıl etmeyiz.

Soyisimlerimizde öyle değilmidir, dedelerimiz cami ya da okul önünde sıralanmış ve gelen nüfus memuru ile pazarlığa girişmiştir. Karacaoğlu Ahmet ben Demir gibi sağlamım derken Hamonun Yaşar ben Korkmaz bir adamım demiştir.

Nüfus memuruna sempatik geldiyse Korkmaz, Çelik. Demir, Yürekli, Yiğit olmuştur. Nüfus memurunun beklentisine uymayan bir köyse ve ruh hali değişkense o anda  Kuzu, Atmaca, Şahin, Doğan ya da Sessiz olmuştur soyadlarımız.

Bir öğretmen çocuğuyum ve küçük apartmanlarda büyüdüm. Lise çağlarında oturduğumuz apartmana girince Atabey, Altuntaş, Çelik ve Baran soyadları yazardı kapılarımızda. Babamın yakın arkadaşı Mehmet Amcalar bir kooperatif sürecinden sonra ev sahibi olmuştu ve onlara gittiğimizde ise Şahin, Kuzu, Doğan yazardı kapılarda.

Menduh Amcanın dedesi çokmu kızdırmıştı acaba nüfus memurunu diye düşünürdüm hep :)

Geçmişe dönüp baksak ve bir revizyon hakkımız olsa hangi Ad'lar için kullanırdık acaba bu hakkımızı.

Bazen düşünmeden edemem, hastanede çocuğumuzu kucağımıza verirler ve bebek yazar bilekliğinde soyadıyla birlikte.Onlar "bebek" desinler O'nun aylarca yıllarca planlanmış bir adı vardır yüzeysel planlanmış geleceğinde.

Önce ismini koyarız en şatavatlısından sonra büyütmeye başlarız evladımızı.. Peki büyütürken düşündüğümüz isimlerin arayış kriterlerinin ışığında bir reçete ile mi çizeriz yolunu yoksa göç yolda düzülür der saldım çayıra mevlam kayıra mantığıyla mı?

Eğer cevap ikinciyse niye o kadar isim aradık Ad telaşına düştük ki!

Cevap birinci ise o zaman biraz gayret, biraz sabır, biraz özveri gösterelim ki Ad alet olmasın.... 

Ad'ı ne olursa olsun ama Ad alet olmadan Adalet olsun.... Kalın adil ve dinlenin huzurla.

İyi Pazarlar