KHK'lı Platformlar Birliği Sözcüsü Dr. Levent Mazılıgüney, Erken Haber'e yaptığı açıklamada, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan hukuki süreçle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

ERKEN HABER - 15 Temmuz darbe girişimini "Vahim Hadise" olarak nitelendiren Dr. Leven Mazılıgüney, bu olayın her yönüyle araştırılması üzerine gidilmesi ve şiddete başvuranların yargılanması gerektiğini söyledi.

Dünya ve Türkiye tarihinde birçok darbe girişimi yaşandığına dikkati çeken Mazılıgüney, Türkiye'deki bazı girişimlerin başarısız olduğunu, bazılarının ise başarılı olduğunu anımsattı.

Ahmet Talat Aydemir'in 1962 ve 1964'teki başarısız iki darbe girişimine önderlik yaptığını belirten Mazılıgüney, o dönemlerde dahi halp okulu öğrencilerinin günümüzdeki gibi mağdur edilmediğini söyledi.

Norveç'te 22 Temmuz 2011 saldırılarında çok sayıda insanın yaşamını yitirdiğini, bu saldırılar karşısında dönemin Norveç Başbakanı ve günümüz NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in "Daha fazla demokrasi ve siyasi katılımla cevap vereceğiz" şeklinde cevap verdiğini anlatan Mazılıgüney, şöyle devam etti:

"Stoltenberg, terör saldırısını önleyemediğinden sorumlu olarak Parlamento'ya bilgi veriyor. Çünkü siyasetçi niyetinden değil yaptığı işlerin sonuçlarından ve yapmadıklarından da sorumludur. Bu terör saldırısını engelleyemediğinden de sorumlu tutuluyor. Stoltenberg, izlediği politikayla NATO Genel Sekreteri oldu. Biz ne yaptık maalesef Sayın Cumhurbaşkanı 'acırsanız acınacak hale gelirsiniz, kurunun yanında yaş da yanar' söylemlerle yola çıktı. Eğer 15 Temmuz sonras Cumhurbaşkanımız deseydi 'evet herkes kandırılabilir, herkes yanılabilir ama bundan sonra el birliği ile ülkemizi daha demokratik hale getirmek için uğraşalım, biz darbeye karışanları yargılayacağız, başkasıyla işimiz yok' deseydi şu an çiçek gibi bir ülkede yaşıyor olabilirdik."

KHK'lı Platformları Birliği Sözcüsü Dr. Levent Mazılıgüney, ropörtajında şunları kaydetti:

KRİTERLER YARGILAMA GEREKÇESİ DEĞİLDİR

Kaş'ta makilik alandan çıkan yangına müdahale ediliyor Kaş'ta makilik alandan çıkan yangına müdahale ediliyor

Cumhurbaşkanımızın bu söylemler sonrasında, yukarıda iktidar öksürürse aşağıda fırtına kopuyor. Alt kademedeki yöneticiler bunu fırsat bildiler. Ülkemizde muhafazakar camianın -Özhaseki'nin de demiş olduğu gibi- o dönemlerde cemaat olarak bilinen yapıya selam vermemiş olması mümkün değil. Bir şekilde bağının olmaması, eşinden dostundan, ailesinden bir ilişkisinin olmaması çok nadirdir. Ancak insanların dini saiklerle yapmış oldukları eylemler, bir terör suçu gibi yargılanamaz.

Bir hukuk devletinin olmazsa olmaz şartı; kanunsuz suç ve ceza ilkesidir ve kanunlar geriye yürümez. Ortada bir kanun da yokken Bank Asya'ya para yatırmış olmak, sendikaya üye olmak, çocuklarını bazı okullara göndermek, Kimse Yok Mu Derneği gibi derneklere yardım etmek şeklinde çok sayıda "kriter" ortaya atıldı, Ortada kanun yokken bu kriterler doğrultusunda yargılama yapıldı. Oysa Türk Ceza  Kanunda tanımlanmamışsa suç ve ceza yoktur. Kriterler yargılanma gerekçesi değildir.

YEŞİL GÖRÜNÜMLÜ KIRMIZI IŞIK YARGILAMASI

Trafikte yeşil ışık görürsek geçeriz, kırmızı ışık görürsek dururuz. Bunu devletin düzenine güvenerek yaparız. Trafikte yeşil ışıkta geçtikten sonra, diyelim ki 5 yıl sonra eğer devlet derse 'o gördüğün yeşil ışık aslında kırmızı ışıktı ve senin bunu bilmen gerekirdi...' Bu, devlete yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Maalesef 15 Temmuz'dan sonra yapılan yargılamaların büyük çoğunluğunu ben yeşil görünümlü kırmızı ışık yargılaması olarak adlandırıyorum. İsnat edilen eylemler, bankaya para yatırmak, sendikaya üye olmak, çocuğunu okula göndermek ve bezeri şeyler yapıldığı zaman son derece rutin ve yasal eylemlerdi.

Bir okulun girişinde Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı tabelasıyla trafik ışığının yeşil yanması arasında hiçbir fark yoktur. Bir bankanın kapısı açıksa BDDK denetiminde faaliyet gösteriyorsa, devlet tarafından sendikaya üye aidatı payı gönderiliyorsa bu bir nevi yeşil ışıktır, dileyen o bankaya girer işlem yapar, sendikaya üye olur, okula gider. Bunlar, yargılanma sebebi olamaz. 

Dr. Levent Mazılıgüney dik1

HUKUKLA VEYA AKILLA İZAHI YOKTUR

Üstelik bu insanlar terör suçlamasıyla yargılandılar. Tüm dünyada 300 bin mertebesinde terör şüphelisi varken 15 Temmuz'dan sonra bizim ülkemizde terörn örgütü üyeliği ve yöneticiliği suçlamasıyla TCK'nın 314. Maddesi kapsamında adli işlem gören sayısı 2 milyon mertebesini buldu. Bunun hukukla veya akılla izahı yoktur, tamamen akıl dışı bir süreçtir.

15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL kapsamında 130 bin kamu görevlisi görevlerinden ihraç edildiler. Bu 130 bin sayısı 2 milyon kişinin yanında son derece düşük kalıyor. OHAL döneminde devlet memuru olmayan sözleşmeli çalışanları, kurum üst amirleri tek imzayla ihraç ettiler. Kamu iktisadi teşebbüslerden birçok özerk kamu kurum ve kuruluşundan çok sayıda ihraçlar oldu. Kurumsal olan özel sektöre listeler gitti.

SİVİL ÖLÜME MAHKUM EDİLDİLER

İhraç olanlara, terör yargılaması olanlara, terörden dolayı adli işlem gören vatandaşlara hiçkimse iş vermedi, çalıştırma cesareti gösteremedi, Bu insanlar sivil ölüme mahkum edildiler. 15 Temmuz'dan sonra sivil ölüme mahkum edilen mağdurların büyük kısmı adil yargılanmadılar. Buna rağmen yarıya yakın bölümü takipsizlik veya beraat aldı, ihraç edilenlerin büyük bölümü hakkında adli işlem yapılmadı. Geçen 6.5 yıl içerisinde takipsizlik kararı verilen, beraat eden, hakkında adli işlem yapılmayanlar haklarını almış değiller. 

Yargılamaların adil olmasına yönelik kayda değer bir adım atılmış değil Birleşmiş Milletler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Çalışma Örgütü başta olmak üzere çok sayıda uluslararası mercinin kararı, ihraçların ve yargılamaların hukuka uygun olmadığını ortaya koydu. 

710 HAKİM VE SAVCIYA TAZMİNAT ÖDENMESİ

AİHM toplamda 710 hakim ve savcnın tutuklanmasının özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğini, tutuklama aşamasında tutuklamaya yeterli makul şüphe oluşturacak bir delil olmadığını kararlarıyla ortaya koydu ve her birine 5'er bin euro tazminat ödenmesine hükmetti.

Karar verilen 710 hakim ve savcının tamamı için Anayasa Mahkemesi bir hak ihlali bulmamıştı. Tek başına bu durum bile ülkemiz yargısının, evrensel hukuk ilkelerinden, çağdaş hukuk normlarından ne kadar uzaklaştığını, kendi iç hukukumuza ne kadar aykırı hareket ettiğini gösteriyor. 

ÇOCUKLAR, DEVLETİN ŞEDİD YÜZÜYLE TANIŞTI

Bu süreçte mağdurlardan 120'nin üzerinde intihar oldu, binin üzerinde insan bu süreçte hastalandığı veya bilmediği işlerde çalıştığı için iş kazası ve benzeri gerekçelerle vefat etti. Mağdurlar ve yakınlarında intihar oranı Türkiye ortalamasının 35 katı. Mağdur ve yakınlarında ölüm hızı Türkiye ortalamasının 2 katı. Yaşatılan mağduriyetlerin etkisiyle oluşan hususlar bunlar.

Doğrudan mağdurlara yaşatılanın yanında, mağdurların ortalama 2'şer çocuğu var. 800 bine yakın çocuğu, cezaevi ile tanıştırdık. Yakınlarını ziyaret ederken devletin en şedid yüzüyle tanışmak zorunda kalan yüz binlerce çocuk ve genç, geleceğe umutla bakamıyor.

KHK'LI PLATFORMLARI 70 İLDE TEŞKİLATLANDI

Gelinen aşamada KHK'lılar artık örgütlenmiştir. Ne mağduriyetlerini anlatmaktan çekinmekte, ne de hukuksuzlukları haykırmaktan çekinmektedirler. Hukuk içerisinde haklarını aramakta kararlıdırlar.  

KHK'lı Platformları Birliği, 70 ilde örgütlenmiş durumda. 70 ildeki temsilciler, özellikle yerel siyasetçileri, STK'ları ziyaret etmekte, mağduriyetleri, hukuksuzluklarını ve çözüm önerilerini anlatmaktadırlar.

Benzer şekilde tüm muhalefet partilerin genel merkezleri ziyaret edilerek, mağduriyetler, hukuksuzluklar anlatılmakta, kapsamlı raporlar aktarılmaktadır."