ERKEN HABER - Davutoğlu, haftalık değerlendirme toplantısında, başörtüsü konusu ile AK Parti'nin HDP görüşmesine değindi.

Türkiye’de yıllardır anti-demokratik uygulamalarla bir soruna dönüşen kılık kıyafet tartışmalarının odağında ‘başörtüsü yasakları’ bulunduğuna dikkati çeken Davutoğlu, 28 Şubat yıllarında zirveye çıkan yasak uygulamaları milyonlarca kadını hayattan, eğitimden, istihdamdan, kariyer yapmaktan hatta bazen vatandaşı olduğu, vergi ödediği, oğlunu, kardeşini şehit verdiği ülkesinin devlet dairelerine bile girmekten men ettiğini anımsattı. 

Ahmet Davutoğlu'nun açıklaması şöyle:

"Bu açık insan hakları ihlali uygulamalarına bizim de içinde bulunduğumuz dönemlerde AK Parti iktidarında fiilen son verildi.

Siyasi partiler düzeyinde bu utanç verici yasağı savunan kimse kalmadı. Bütün siyasi kesimler ve sivil toplum olarak doğru bir eksende dönüştü.

Ancak, yasağın kendisi gibi bu dönüşüm de fiili olarak gerçekleşti. Başörtüsü özgürlüğü yasal ya da anayasal bir güvenceye kavuşturulamadı.

Başka bir deyişle, bu konuda duyarlı toplum kesimlerinde sorumsuz bir iktidar gelmesi halinde bu çağdışı yasağın tekrar uygulanması kaygısı hep diri kaldı. Ayrıca bu kaygı örtülü bir tehdit dili ile siyasi istismar konusu haline dönüştü. Siyasi iktidar bu korkuyu yayarak başörtüsü özgürlüğü konusunu geniş kitlelerin üzerinde  Demoklesin kılıcı gibi tutmaya devam etti. Bir anlamda başörtüsü siyasi bir rehin alma aracı olma niteliğine dönüştü.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun 3 Ekim günü yaptığı başörtüsü özgürlüğünü yasal teminat altına alma çağrısı hem bir bütün olarak toplumsal dönüşümün yasal bir zemine kavuşması hem de bu konuda duyarlı geniş kitlelerin kaygılarının giderilmesi açısından son derece önemli ve samimi bir girişim olmuştur. Bu konuda CHP’nin içinde olacağı bir mutabakat toplumsal barış açısından hayati nitelikte öneme sahiptir.

Sayın Erdoğan önce başörtüsü yasağının kalmadığını iddia ederek bu çağrıyı gereksiz görmüş, daha sonra ise kendi ifadeleri ile “gollük bir pas” olarak değerlendirerek “el yükseltme” çabasına girmiştir.

Biz ise sayın Kılıçdaroğlu’nun çağrısına hemen destek verdikten sonra Sayın Erdoğan’a hitap ederek böylesi tarihi bir toplumsal barış imkanının siyasi fırsatçılık ile kaçırılmaması gerektiğini vurgulamış ve başörtüsü gibi bir insan hakları konusunu katı bir “evet-hayır” ayrışmasında toplumsal bir karşıtlığa dönüştürecek bir referandumdan kesinlikle uzak durulması gerektiği konusunda uyarmıştık.

Bir ay süren siyasi tartışmalardan sonra konu bugün yeni bir aşamaya gelmiş bulunmaktadır. AK Parti tarafından hazırlanan konu ile ilgili anayasa değişikliği teklifi gündeme getirilmiştir.

Bu teklif partiler arası bir çalışma ile hazırlanmış ve diğer özgürlük alanlarını kapsayacak şekilde düzenlenmiş bir mutabakat metni olarak sunulmuş olsaydı mutlaka çok daha doğru olurdu. Ancak, toplumsal gündem açısından geldiğimiz aşamada bu konunun bir an önce çözüme kavuşturularak bir daha gündeme gelmeyecek şekilde arkada bırakılmasının en doğru tavır olacağına inanıyoruz.

Herkesin geçmişte yaşanan tartışmalarının kısır döngüsüne kapılmadan basiretle ve toplumsal barış yönünde hareket etmesi gereken bir süreçten geçiyoruz.

Bu teklifin TBMM’nde reddedilmesi ya da referanduma götürülmesi geleceğimiz açısından son derece kritik bir seçim sürecinin kutuplaştırıcı bir iklimin gölgesinde kalmasına yol açacaktır. Başta ekonomik sıkıntılar olmak üzere diğer gündem maddelerinin gölgede kalması halkın gündeminin dışında suni bir karşıtlık psikolojisinin oluşmasına zemin hazırlayacaktır.

Sayın Erdoğan’ın milyonlarca kadının bir onur mücadelesi olarak büyük bedeller ödediği bir insan hakları konusunu “gollük pas” olarak görme seviyesizliğinin temel amacı da aslında gündemi esir alma çabasıdır.

Bugün itibarıyla TBMM matematiği içinde üç muhtemel senaryo vardır. Birincisi, teklifin 360 sınırının altında kalan bir destek oyuyla reddedilmesidir. Böylesi bir gelişme seçim iklimini “başörtüsü taraftarları ve karşıtları” şeklinde aslında gerçeği de yansıtmayan fiili bir referandum iklimine dönüştürecektir.

Bu teklife başka gerekçelerle destek vermeyen partiler başörtüsü karşıtı suçlamasıyla bu konuda duyarlı toplum kesimler ile karşı karşıya getirilecek ve iktidarı bu özgürlüğün tek garantörü olarak gösterecek bir propaganda makinesi işletilecektir.

İkincisi, teklifin 360-400 arasında kalarak konunun tam da Erdoğan’ın istediği şekilde gerçek bir referanduma götürülmesidir. Bu referandumun Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinde üçüncü bir sandık olarak yapılması da seçimler öncesi ayrı bir referandum olarak gerçekleştirilmesi de seçim ortamında semboller bazında kutuplaşmayı tırmandıracak ve siyasi kültürümüz açısından vahim sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyacaktır. Ayrıca, son derece gereksiz bir maliyete yol açacaktır.

Önümüzdeki seçimlerin kimlikler ve semboller etrafında gerçekleşmemesi hayati derecede önemlidir. Devlet mimarisini demokratik bir zeminde yeniden kurmak amacıyla Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş süreci kimlik çatışmaları ve sembol gerilimleri üzerinde gerçekleştirilemez. Böylesi bir geçiş sürecinin insan hak ve hürriyetlerine dayalı ortak vatandaşlık, ortak akıl ve ortak gelecek vizyonu temelinde gerçekleşmesini engelleyecek tuzaklara asla düşülmemelidir.

Üçüncü senaryo, teklifin 400 üzeri bir oyla kabulüdür ki, bütün bu olumsuz senaryoları engelleyecek ve bu konunun bir daha gündeme gelmeyecek şekilde geride bırakılmasını sağlayacak senaryo budur.

Bu senaryoda dahi Cumhurbaşkanının TBMM’nde kabul edilen teklifi referanduma götürme hakkı vardır. Ancak böyle bir işlemde bulunması bumerang gibi geri tepecek bir siyasi intihar olacaktır. Bu millet hesapçı ve art niyetli adımları asla tasvip etmez ve mutlaka cezalandırır.

Bu çerçevede Sayın Erdoğan’a ve bütün siyasi parti liderlerine açık çağrıda bulunmak istiyorum.

Sayın Erdoğan, TBMM’ne sunulacak Anayasa değişikliği teklifi yoruma mahal bırakmayacak şekilde açık ve anlaşılır hukuk diliyle kaleme alınmalıdır. Gelecek nesilleri bu sorunla bir daha karşı karşıya bırakmayacak netlikte olmalı ve asla yeni tartışmalara yol açmamalıdır. Milyonlarca kadının ağır bedeller ödediği böylesi bir onur mücadelesini siyasi iktidarınızın devamına alet etmeye çalışmayın. TBMM’nde grubu bulunan diğer partilere heyetler göndermeniz doğru bir adım olmuştur. Bir adım öteye de geçin ve bir kez olsun milleti birleştiren Cumhurbaşkanlığı makamının bir gereği olarak siyasi parti liderleri ile bizzat temas kurun ve birlikte çalışma teklifinde bulunun. Başka partilerden gelebilecek önerilere ve katkılara kapınızı kapatmayın. Katılımcı bir yöntem böylesi bir kültürel fay kırığını onaracak tek  yoldur.

CHP’ni geçmişteki söylem ve tutumları üzerinden yargılamak yerine bugünkü özgürlükçü tutum ve söylemine bakın.

Unutmayın, bu özgürlüğün bir daha geri gelemeyecek şekilde teminat altına alınmasında en önemli ve anlamlı destek başta CHP olmak üzere geçmişte farklı tutum sergilemiş olan siyasi kesimlerin desteğidir.

Başörtüsü gibi bir onur sembolü üzerinden bir Pirus zaferi kazanmaya kalkmayın.

Akşener: "Masadan kalkmam, milletin umuduna ihanet etmem" Akşener: "Masadan kalkmam, milletin umuduna ihanet etmem"

Hele hele her halukarda bir referandumu zorlamayın. Böylesi manevi bir değeri ve onur sembolüne karşı hangi oranda olursa olsun çıkacak hayır oylarının vebali omuzunuzda olacaktır.

Onun içindir ki, söylemlerinizdeki çelişkilerden kaynaklanan haklı şüpheleri gidermek üzere açık ve net bir şekilde teklifin 400’ün üzerinde bir oyla kabul edilmesi halinde asla referanduma götürmeyeceğinizin sözünü verin.

Başörtüsü mücadelesinde büyük bedeller ödemiş olan kadınlarımız başta olmak üzere duyarlı geniş kitlenin temsilcilerine de sesleniyorum:

Böylesi bir hak mücadelesini Sayın Erdoğan’ın her gün değişen psikolojisine ve tutumunun dalgalı akışına bırakmayın.

Bu sayın Erdoğan’ın şahsi mücadelesi değil bir neslin ortak mücadelesidir.  Bu uğurda ödenen bedeller adına ve hatırına sesinizi yükseltin ve haklı onur mücadelemizi siyasi rant için referanduma götürmeyin deyin.

Diğer parti liderlerine de çağrıda bulunarak ve onları ziyaret ederek bu teklifin 400’ün üzerinde oyla çıkması için çaba sarfedin. Böylece, temel hak ve özgürlüklerinizi referandumla oylatmayın!

Unutmayın, bir onur sembolü olan başörtüsünün kutuplaştırıcı değil birleştirici bir sembole dönüşmesi sizin elinizdedir. Ve bu konuda en büyük hakka da iktidarını sürdürebilmek için başörtüsünü gollük bir pas gibi görenler değil, siz sahipsiniz.

Bu kritik eşikte başta son derece iyiniyetli ve samimi bir girişimde bulunan Sayın Kılıçdaroğlu olmak üzere bütün muhalif siyasi partilerin liderlerine de çağrıda bulunmak istiyorum.

Bu iyiniyetli girişimin referandum üzerinden bir siyasi tuzağa dönüşmesine izin vermeyiniz. Elde edilecek nihai neticenin bir tarafın zaferi diğer tarafın kaybı şeklinde bir siyasi propagandaya dönüşmesi diğer bütün acil konuların gölgede kalacağı bir seçim ortamına yol açacaktır.

Sayın Erdoğan’ın başörtüsünü rehin alan istismara dayalı siyasi tuzağını bozacak tek tavır bu anayasal teminatın paydaşı olmaktır. Nihayet bu anayasal teminat sağlandığında bu özgürlükçü hamlenin ilk adımını Sayın Kılıçdaroğlu’nun atmış olduğu da tarihin ve milletin hafızasına kaydedilecektir.

Bu konuda gelebilecek itirazların etkisinde sergilenecek bir olumsuz tavır ise nice nesilleri mağdur eden bir fay kırığının derinleşmesine yol açacak ve siyasi fırsatçılığa alan açacaktır.

Bu meselenin Altılı Masa’da gündem gelmesi halinde de tutumumuzun ve tavsiyemizin başörtüsü özgürlüğüne yasal ve anayasal teminatın tam bir mutabakat ile hayata geçirilmesi yönünde olacağını bir kez daha vurgulamak isterim.

Gelecek Partisi olarak başörtüsü özgürlüğünü yasal ve anayasal teminat altına almak üzere atılacak her adıma kayıtsız şartsız destek vereceğiz.

AK PARTİ-HDP ZİYARETİ 

"Bu süreç içinde diğer önemli bir gelişme ise AK Parti heyetinin HDP’yi ziyaret etmesi ve Sayın Bahçeli’nin dünkü grup toplantısında bu konuda sergilediği tavırdır.

En baştan ifade etmek isterim ki, AK Parti heyetinin ziyareti de Sayın Bahçeli’nin tavrı da doğrudur ve siyasetin normalleşmesine katkıda bulunacaktır.

Biraz önce de zikrettiğim gibi, bir insan hakkı meselesi olarak gördüğümüz başörtüsü özgürlüğü ile ilgili anayasal bir teminatın bütün partilerin tam mutabakatı ile çıkması gereklidir ve bu çerçevede HDP dahil bütün partilerle temas son derece doğal ve doğrudur.

Ancak, sayın Bahçelinin tabiriyle bu makul yaklaşımın bütün partiler için geçerli olması da hem makul hem gereklidir. Kendileri ihtiyaç hissettiğinde İmralı’dan mektup getirmeyi, Kandil temsilcisi Osman Öcalan’ı TRT ekranlarına çıkarmayı, HDP’yi ziyaret etmeyi makul ve millet menfaatine uygun görenlerin başka partiler legal bir parti olan HDP ile temasa geçtiğinde bunu terörle işbirliği olarak yansıtmaları, Altılı Masa’ya yedinci bir ayak uydurarak kirli bir propaganda yapmaları en hafif tabiriyle iki yüzlü, ilkesiz ve riyakar bir siyaset anlayışından başka bir şey değildir.

AK Parti heyetinin ziyareti ve Bahçeli’nin bu ziyaret ile ilgili tutumu sonrası artık bu riyakar siyasete son verilmelidir.

Öte yandan, bu ziyaretin AK Parti içindeki yansımaları da partinin iç uyumunda artan sıkıntılar bakımından dikkat çekicidir.

Adalet Bakanı’nın ziyaret gerçekleştirdiği günlerde kabinenin özerk alana sahip bakanı konumundaki İçişleri Bakanı’nın HDP aleyhine kullandığı sert ifadeler ve eşzamanlı olarak bazı milletvekillerinin yeni bir çözüm sürecinden bahsetmeleri AK Parti içindeki siyasi savrulmayı açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Ancak bu kez İçişleri Bakanı Sayın Bahçeliye ayarlı siyaset konusunda baltayı taşa vurmuştur. Sayın Bahçeli’nin bu ziyarete tavır koyacağı ve sayın Erdoğan’a yeni bir ayar vereceği varsayımı ile Bahçeli’nin grup konuşmasından bir gün önce HDP’ye karşı sert bir çıkış yaparak ön almak istemiştir.

Bahçeli’ye selam, Erdoğan’a tavır anlamına gelen bu ön alma çabası Bahçeli’nin açıklamaları ile boş düşmüştür.

Cumhur İttifakının genelinde, AK Partinin özelinde yaşanan bu gerilimler ve savrulmalar seçim ortamına girdikçe daha da artacaktır.

Seçim ortamına gerilimlerden uzak ve normalleşen bir siyaset ikliminde girilmesi toplumsal barışımız açısından hayati derecede önemlidir.

Bu bağlamda AK Parti heyetinin HDP ziyaretini makul gören Sayın Bahçeli’nin bir sonraki makul adımı parti kapatılması sürecine karşı çıkması olmalıdır. Geçmiş tecrübelerimiz açık bir şekilde göstermiştir ki partilerin kapatılması, siyasetçilerin tutuklanması ya da siyasi yasaklı haline getirilmesi şeklinde siyasetin doğal akışına yapılan müdahaleler geri tepmektedir.

Sayın Ekrem İmamoğlu hakkında açılan dava ve bu dava sürecinde yaşananları da bu çerçevede değerlendiriyorum.  Bir siyasetçinin bir ifadesi dolayısıyla yargılanmasını esastan yanlış bulurum.

Hele hele bu yargılanma sürecinde yargı sürecine yapılan müdahale ile ceza vermeyeceği düşünülen hakimin sürülmesini yargı tarihimize düşen bir kara leke olarak görüyorum.

Yeni atanan hakimi de zan altında bırakan böylesi bir uygulama hukukun siyasallaşmasının en yüz kızartıcı örneklerinden biridir. Hukuka güveni sarsan bu sürece karşı dayanışmamızı göstermek üzere iade-i ziyaret çerçevesinde mahkeme günü olan Cuma günü Sayın İmamoğlu’nu makamında ziyaret edeceğim.

Gelecek Partisi olarak ilkeli siyaset ve yapıcı muhalefet anlayışımızı her şartta sürdürmeye kararlıyız.

Bir taraftan kimle ve hangi konuyla ilgili olursa olsun doğruya doğru, yanlışa yanlış diyerek her gün seviye kaybeden siyasi iklimi cesaretle, ahlakla ve nezaketle buluşturacağız."