1 Eylül 1939'da Almanya, Polonya'ya saldırdı; hemen akabinde önce Kuzey Avrupa'nın bir kısmını, daha sonra da Fransa'yı işgal etti. Almanya, Avrupa'nın ele geçirilmesinin İngiltereyi de içine alan bir işgal ile mümkün olacağını bildiğinden İngiltereye de savaş açtı. Havadan bombardımana tuttu, fakat işgal edemedi. Denizlerde bir savaşa zorladı, o da olmadı. Sonuçta Akdeniz'de deniz egemenliği Alman denizaltılarına rağmen  İngilizler'de kaldı. 

İngilizleri kesin bir yenilgiye uğratamayacaklarını bilen Almanlar 1941'de SSCB'ye saldırdı. Bu durum SSCB'yi müttefiklerin safında savaşa soktu. 
Almanların 2.Dünya Savaşını kaybetmesinin üç temel stratejik sebebi vardır;
1- Almanların SSCB'ye saldırıp doğu cephesini açması ve SSCB'nin savaşa girmesi. 
2- Almanların İngilizleri denizlerde kesin bir yenilgiye uğratamaması. 
3- ABD'nin müttefikler safında savaşa girmesi. 

Aslında ABD savaşın başında tarafsız kalmıştı. Fakat 1940 yılında İngiltere'nin direkt olarak ABD'nden yardım talep edip ve Anglo-Saxon tarafgirliği ile Roosvelt'in bu yardımı kabul etmesi, ABD'yi lojistik manada savaşa sokmuştu. 

ABD stratejisi ülkenin direkt olarak savaşa girmesi yönünde idi. Çünkü Asya-Pasifikteki Japon yayılmacılığı ABD'nin Pasifikteki çıkarlarını olumsuz yönde etkiliyordu. Bu yönüyle Hint-Asya ticari limanlarının Japonların elinde olması ABD'nin gelecekteki eko-politiği için kötü idi. 

-Pearl Harbour-
İnce bir istihbarat stratejisi ile tuzağa düşürülen Japonlar, 7 Aralık 1941'de Hawaii'deki Pearl Harbour üssüne saldırdılar. Böylece ABD fiilen savaşa girmiş oldu. Ardından ABD donanması, 1942 yılı boyunca Asya Pasifikteki bütün deniz savaşlarında Japonları yenilgiye uğratarak denizlerdeki hakimiyeti sağlamış oldu. 

Bugün dünyadaki ticaretin %90'ı deniz yoluyle yapılmaktadır. Denizleri kontrol eden, ticaret yollarını kontrol eder; böylece küresel ekonomik sistemi de kontrol etmiş olur. 

1943'te İtalya'nın yenilmesi,
1944'te Normandiya çıkarması ve Almanların kara savaşlarını kaybetmesi, nihayet ABD'nin 6 ve 9 Ağustos 1945'de Hiroşima ve Nagasaki'ye atom bombası atmasıyle 2. Dünya savaşı müttefiklerin kesin zaferi ile bitmiş oluyordu. Almanya ve Japonya kayıtsız şartsız teslim oldu. İngiltere, Fransa ve SSCB uzun bir süre savaş yaralarını sardılar. ABD anakarası bu savaştan tek bir yara almamıştı. Hiç kuşkusuz savaş ABD olmadan kazanılamazdı. 

-Süper güç ABD-
Savaş sonrası dünyada yepyeni bir ekonomik ve siyasi düzen başladı. Savaş öncesi enerji merkezleri başta olmak üzere, ticari, ekonomik ve siyasi üstünlüğe sahip olan Kıta Avrupası savaş sonrası üstünlüğü ABD'ye kaptırmıştı artık. ABD yalnızca askeri alanda değil savaş sürerken İngiltere ile birlikte önce 1941'de Atlantik Bildirisini yayınlayarak BM'nin temelini atmış, ardından küresel para politikalarını 1944'deki Bretton Woods anlaşması ile kendi lehine çevirmiş hemen akabinde 1945'de BM'yi kurdurarak bütün küresel sistemi kontrol eder olmuştu. 

Bretton Woods nerede? ABD. 
BM merkezi nerede? ABD. 

Bütün bunları neden mi yazdım?
Stratejisi olmayan hiç bir akımın başarılı olamayacağına inandığım için. 
Doğrusal olmayan Düşünce Sistemini benimsediğim için. Sebepsiz hiç bir şeyin var olamayacağına inandığım için. 

Bugün Türkiye'de olup bitenler başta olmak üzere, AB'nin kurulmasını, SSCB'nin dağılıp Rusya'nın yeniden bir güç olma çabalarını, Küresel ekonomik krizleri, Ortadoğu'daki gelişmeleri, Balkanlar ve Kafkasya'daki gelişmeleri iyi okumak için Doğrusal düşünmemek lazım. Geçmişi iyi anlamak lazım. 

Aslında neler oluyor? Neden oluyor? 
Dünya kaotik bir döneme mi sürükleniyor?
Yeniden çok kutupluluğa mı giriyor? 
2020-2050 arası nasıl bir dünya düzeni olabilir?
2050 sonrası nasıl bir gelecek bekliyor Dünyayı?

Başkalarının "Komplo teorisi" dediği fakat benim "Aynanın Arkasına Bakmak" olarak adlandırdığım Doğrusal olmayan bir düşünce ile değerlendirmek lazım.