21 kupon, 21 günlük kür, 21 oyunu blackjack… Bunlardan hiç kazananınız oldu mu?

1980'li yılların sonu. Babam eve hergün düzenli gazete alıyor. Hatta almadığı günlerde bakkal babamın gazetesini ayırıyor ve kaç gün almamışsa şehre döndüğümüzde gidip alıyorum bakkaldan ve babam oturup her sayfasını tek tek okuyor.Hatta bazı köşe yazılarını birkaç kez tekrar okuyor ve bulmacayı da çözüp katlayıp koyuyor köşeye.

Birgün bir arkadaşım "hadi ticaret yapalım" dedi. Ne ticareti diye sorduğumda "gazete satacaz" diye cevap verdi. Ben de "bakkal satıyor" biz kime satacağız diye sorunca da, evdeki gazeteleri götürüp kese kağıtçıya satacağımızı anlattı. Aldık evdeki gazeteleri gittik kese kağıtçıya, tartarak aldı gazeteleri ve paramızı ödedi. O anda bir amca orada çalışan çocuğa "kuponlu olanların kuponlarını kes" diye bağırdı.Çocuk benim evden aldığım gazetenin kuponsuz gazete olduğunu söyleyince babama kupon veren gazete okumasında ısrar etme kararı aldım.

Babam kupon veren gazete alma fikrimi onayladı ve gazetemiz artık değişmişti. Annem de bir teneke kapaklı kutu ayarladı ve ben düzenli kupon kesmeye başladım. Evimiz kitap dolu olduğundan benim gönlüm ansiklopedi ya da kitap kuponu biriktirmekten yana değildi.Zaten şehir kütüphanesini aratmayan bir arşivi vardı babamın.

Babamın inandığı ve zevkle okuduğu gazeteyi kupon uğruna değiştirmiştim.

Ben müzik seti ya da walkman kuponu biriktireceğim bir altyapı hazırladım ve babam da kırmadı. 21 kupona bir cep radyosu görünce de onun için kupon biriktirmeye başladım.

 21 gün en kısa süreydi.

Radyom geldi gittim ana bayiden aldım, pilini taktım ve kanal ararken düğmesi elimde kaldı. O kadar büyük hayal kırıklığıydı ki benim için, ağlamıştım.

Aradan yıllar geçti, 17-18 yaşındayım ve yüzümde siğil benzeri kabartılar oldu.

Başladı çevreden öneriler ve teşhisler konuldu, tedaviler önerildi.Ben bir tedaviyi beğendim.Detoks suyuna benzer içinde bitki karışımlarının olduğu bir su!

21 gün içeceğim, bedenim temizlenecek ve yüzümdeki o kabarcıklardan kurtulacağım. 13 gün sonra gidip dişimi çektirdim ve kurtuldum lekelerden, sebebi azı dişimdeki çürümeymiş.

Bilime ve tıbba teslim olmuş ve gerçek dışı eziyetten kurtulup inadı terk etmiştim.

İlk hafta tadı lezzetli olan karışımın gün geçtikçe birbirine girdiği, kaldıkça acılaşan ve artık iyice tadı kaçmış suyu içmekten de kurtulmuştum.

Nerden çıktı 21 merakım!

Dün akşam yorgunluktan uyuyamadım ve Netflix'de film ararken 21 adlı filme denk geldim. Blackjack adlı kağıt oyununu oynamak için  ekip kuran bir hocanın hikayesini anlatıyor film.

Zeki çocukları bir araya topluyor, matematiksel zekalarını kullanıyor, görsel hafızalarını eğitiyor. Şatafatla gözlerini boyayıp ahlaklarını bozduktan sonra da başlıyor kumar oynayarak emeksiz ve haksız kazançlar elde etmeye, can yakıp para toplamaya. 

21 adlı kağıt oyununu 21'li yaşlarda kumarhanede canlı izlemiştim.

O yıllarda Türkiye'de casinolar açıktı ve İzmir Balçova'da bir otelin casinosu vardı. Arkadaşlarım hadi casinoya gidelim diyip beni oraya götürmüştü.

Çocukluğumdan beri olaya dahil oluyor olsam da izlemeyi çok severim. Futbol oynarken kendi oynadığım maçı bile izler, rakip arkadaşların ve kendi takımımdakilerin ayak oyunlarını takip eder ve kendimce analiz ederdim.

Casino'ya girdik ve masaları, tek kollu canavar kumar makinalarını inceliyorum. Kim ne oynuyor ne yapıyor bakıyorum. İki masa dikkatimi çekti. Biri rulet masası dedikleri ve bir topun dönüp siyah ya da kırmızı da kaldığı ve insanların ne yaptığını bilmeden para kaybettiği oyun. İki seçeneğe odaklanmış ve sadece renge göre para kazanma çabası.

Ya tek renkte inat ediyor ya da kaybettiren rengin sırf zıttı olduğu için diğer renge oynuyor. Anlayacağınız akıldan çok uzak bir tercih yöntemi.

Diğeri ise birkaç kişinin görevliden kart isteyip durduğu blackjack denen 21 oyunu.

Nasıl oynandığını sorduğumda ise "21'e en yakın duran kazanıyor, 21'i geçerse kaybediyorlar" diye anlattılar. Biraz izledim ve gördüğüm tablo neredeyse hep aynıydı, 21'i yakalamak için hırsla kart isteniyor ve çoğunluk 21'i geçtiğinde kaybediyordu. 21 yapıp kazanana hiç denk gelmedim ve kaybettiler.

Zengini daha zengin etmeden, alın terini yok etmeden ayrılmak mümkündü aslında.

Dikkatimi çeken ise 16-18 arasında bıraksa bir çoğu kazanacaktı ya da zarar etmeden, ailesine zarar vermeden, emeklerini hiç etmeden ayrılacaktı oradan.

16'da 17'de 18'de bırakamayanlar 20'de bırakma cesaretini'de gösteremeyenler oldu ve mekanın gerçek sahipleri onların elindeki kartları da alıp salon dışına uğurladılar hepsini.