Üniversitede iken Maliyet Muhasebesi ve Finans derslerini pek sevmezdim. Geçene kadar canım çıktı. Keza master yaparken Dr. Saruhan ÖZEL'in hocamız olduğu Uluslararası Finans dersinden de büyük ihtimalle Saruhan hocanın desteği ile geçmişimdir. 😃

Finans rakam işi evet, fakat ekonomi finansa aslında Siyasetin hakim olduğu da bir gerçek. 

Bütün uluslararası makro ekonomik değerler ile reel ekonomik değerler çoğu zaman eşleşmez. Mesela yetkin bir finansçıyı dinliyorsunuz ve anlattığı FED'in faiz politikası Amerikan seçimlerinden dolayı değişebiliyor. Ya da borsalarda şirketler olağanüstü değerli iken, göstergeler olumlu iken birden global bir kriz tetiklenebiliyor. 

Kısa ve orta ölçekli makro ekonomik rakamlar ve beklentiler reel ekonomik rakamların gerçekliğiyle bağdaşmayabiliyor. 

Değerlendirme kuruluşlarının rakamları ne denli olumlu olursa olsun bir morgage firması gümleyebiliyor. 

Döviz kurlarının değişkenliği bazen çok da önemli değildir mesela. 
Hammadde ve ara mamul sıkıntınız yoksa ya da bunları siz üretebiliyorsanız kurlar yükseldikçe ihracatınız artar. 
Yok bunları ithal ediyor ve ihracat rakamlarınızla bu mamullerin arasındaki makas dar açılı ise bu sefer ihracatta beklenen artış olmayabiliyor. 

Ya da ihracat yaptığınız ülkelerdeki tüketim eğrisi aşağı doğru ise yine ihracatınız çok artmıyor. 

Ülkenin parası altyapıya akıyorsa gelecek parlıyor fakat beklenen büyüme de olmuyor. 

Üretim yapmalısınz. 

Altyapıya yatırmayalım derseniz günü kurtaran ekonomi oluşuyor. Büyüme çok hızlı olursa da iyi değil, yavaş olursa da. 

Mevzu, tüketime dayalı mı büyüyoruz, üretime dayalı mı? 
Tüketime dayalı büyüyorsak son yaklaşıyor demektir. 
Üretime dayalı büyürsek reel büyüme kaydederiz. 

Bütçe açığı/dış ticaret açığı kötü imiş. E nasıl oluyor da Dünyanın en güçlü ekonomisi olan ABD'nin rakamları hep açık veriyor? Hem de bizim GSMH'dan fazla... 
Çünkü adamların parası bütün dünyanın kullandığı para. 
Dünya merkez bankaları Amerikalıların parasını yahut Amerikalıların parasına endekslenmiş kağıtları stokluyor. Hatta ihtiyaç duyulan emtialar da Amerikalıların parasına endeksli. 

Ayrıca Amerikan ekonomisi dünyanın ürettiği ürünlerin en büyük pazarı. Ürünlerin yarısından fazlası da Amerikalıların veya Amerikan yatırımcılarının ortak olduğu şirketlerin markası ve ürünü.  

Dünyayı krize sürükleyip, pardon bile demeyip, sonra da parası nasıl oluyor da güvenli liman olarak krizin ana vatanına dönüyor? 
Komik değil mi?
Traji komik...

2008 sonrası böyle oldu mesela. 

Ekonominiz iyi fakat genç nüfus azalıyorsa gelecek sıkıntılı hale geliyor. 

Ülkenin tasarrufları iyi ise, yatırımlar artıyor, büyüme kaydediliyor,  değilse yatırım olmuyor. 
Tasarruf o ülkenin ödediği borç/faizden arttırdığı fazlalık. 

Enflasyonu artırman lazım ki tüketim artsın bunun için de hafif faizle oynaman lazım, çok oynarsan tüketim düşer, az oynarsan yine tüketim düşer, hooop sar başa...

Makro piyasalar, kağıtlar hep hayaldir, hep sanal. 
Kaldıraç dediğin şey, binlerce parçaya böldüğün bir varlığı hiç gelmeyecek bir geleceğe oranlamaktır. 
Basbaya kandırmaca. 

Aslında amaç uluslararası gayri meşru parayı sanal yollarla aklamaktır. 

Makro rakamlar benim işim değil. Ben karar alıcılara bakıyorum. Politika yapıcılara ve kural koyuculara. 
Çünkü ekonomi siyasetin bir cüzüdür. Tek başına bir şey ifade etmez. 
Siyaset bolca hata yaparsa ekonomi çöker, siyaset iyi yönetirse ekonomi coşar. 

Türkiye’nin içine düştüğü ve gittikçe derinleşen ekonomik krizin de bizatihi sebebi siyasi hatalardır. 

2+2=4